9
2010
BİR ŞAİRİN HİKÂYECİLİĞİ ÜZERİNE: YAHYA KEMAL / PROF. DR. HÜLYA ARGUNŞAH
Yahya Kemal, Türk edebiyatı tarihindeki haklı yerini hiç şüphesiz şiirleriyle kazanmıştır. Ancak o, aynı zamanda iyi bir nasirdir. Kalemini nesrin hikâye, hatırat, deneme, makale, mektup gibi birçok alanında tecrübe eder. Bu yazıda onun bu cephesi üzerinde durulacak ve Siyasî Hikâyeler adlı kitabında toplanmış olan hikâye denemeleri değerlendirilecektir.
30
2010
İLK KADIN YAZARLARDA TOPLUMSAL KİMLİĞİN YAPILANDIRILMASI SÜRECİNDE BABANIN KEŞFİ / PROF.DR. HÜLYA ARGUNŞAH
Osmanlının yeni bir medeniyet dairesine geçiş süreci ile Türk kadınının toplumsallaşması hemen hemen aynı zamanlara denk gelir. Özellikle ilk kadın yazarların roman ve hikâyeleri bu anlamda önemlidirler. Bu eserler kadının modern edebiyattaki ilk üretimleri olmanın ötesinde onun toplumsallaşma ve kimlik kazanma yolundaki aşamalarını, sancılarını ve bu yoldaki çeşitli çözüm önerilerini de bünyelerinde barındırırlar. Toplumun nispeten kapalı olan bir tarafı konusundaki birikimleri bizzat kendi içinden verme ayrıcalığını taşıyan bu eserler, bir değişim sürecini anlatması bakımından aynı zamanda birer sosyolojik malzemedirler. Bu bildiride ilk kadın yazarların eserlerinde birey-aile ilişkisine dikkat çekilecek, bunun aslında mühim bir toplumsal yansıma olduğu konusu vurgulanacaktır.
17
2008
GAGAUZ YAZILARI (PROF.DR.HÜLYA- MUSTAFA ARGUNŞAH)/ ARŞ.GÖR.VEYSEL ŞAHİN
Edebî eser, okuyucunun dünyasına kendi düzenini kurmaya çalışır. Bu açıdan eser ile okuyucu arasındaki ilişki bu dünyanın derinlemesine tahlil edilmesi ve araştırılması ile gün yüzüne çıkar. Sanatın da heyecan uyandırıcı yanı budur. Dil ve edebiyat araştırmaları, zamanın elinde şekillenen insana ait en önemli değerdir. Bir milletin var olma serüvenini kendi diline ve edebiyatına bakarak ortaya koymak ve onu kitap sayfalarında yeniden canlı kılmak araştırmacının en önemli görevidir. Bu açıdan dünyanın işleyişini, kendi dili ve edebiyatıyla sorgulayan ve her sorgulayışta kendi değerlerini deşifre eden insan, yarattığı bu türlü eserlerle kendini ve dünyayı yeniden anlamlı kılar.
24
2008
ÖMER SEYFETTİN'İN "BAŞINI VERMEYEN ŞEHİT" ADLI ÖYKÜSÜNDE KENDİLİK BİLİNCİ / ARŞ. GÖR. VEYSEL ŞAHİN
İnsan, kendi kurduğu değerlerle yaşayan canlı bir varlıktır. Bu değerler, insanı kendilik yolunda ayakta tutar. Birey ve millet, varlığını kendilik bilincini oluşturduğu sürece ebedi kılar. Ömer Seyfettin de öyküsünde bireyin veya toplumun kendini var etmek için dönüştüğü geleneksel değerleri yeniden canlandırmayı amaçlar. Özellikle bireyin veya milletin yaşamsal değerlerini zamanın elinden kurtararak, milletin millî hafızasını, geleneksel değerler içinde kişi, zaman ve mekân düzleminde inşa etmeye çalışır.5
2007
BİR KÜLLİYAT NEŞRİ VE ÖMER SEYFETTİN MÜJDESİ/ ARŞ. GÖR. OĞUZHAN KARABURGU
Türk hikâyesi ve hikâyeciliği denilince ilk akla gelen isimlerden biri belki de birincisi Ömer Seyfettin’dir. Kısa süren hayatıyla kıyaslanamayacak kadar çok eser veren Ömer Seyfettin Türk hikâyeciliğinin yüz akı ve gururudur. Zira o keskin zekâsı, ince ironisi, kıvrak kalemi ile Türk edebiyatına müstesna eserler kazandırmış biridir. Saydığımız kabiliyetine oranla maalesef Ömer Seyfettin hakkında yeterince çalışmalar yapılmamış, onun eserleri Türk gençlerine bir külliyat halinde, mütekâmil bir surette sunulmamıştır.
21
2007
"BİR CUMHURİYET KADINI ŞÜKÛFE NİHAL"/ YARD. DOÇ. DR. YUNUS AYATA
Şükûfe Nihal, ölümünün üzerinden çok zaman geçmemesine rağmen çabuk unutulmuştur. Gerçi o, henüz hayatta iken Yahya Kemal’in “Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi” mısrasıyla ‘Düşünce’ başlıklı şiirinde belirttiği korkuya uğramış ve -biraz da anlaşılmaz bir şekilde kendisinin sebep olduğu- unutulmanın acısını tatmıştır. Hülya Argunşah'ın Bir Cumhuriyet Kadını Şükûfe Nihal adlı çalışması bu sebeple akademik bir çalışmanın ötesinde hem bir vefa örneği olarak hem de imparatorluktan millî devlete geçişi ve Cumhuriyetin ilk elli yılını yaşamış olan Şükûfe Nihal'i özellikle bir yazar olarak ortaya koymak üzere hazırlanmıştır.
8
2007
TARİHÎ ROMANDA POST-MODERN ARAYIŞLAR / PROF.DR. HÜLYA ARGUNŞAH
Roman, gerçek hayatta meydana gelmiş ya da gelebilecek hadiselerin yazarın fikrî dünyası, birikimleri, hatta psikolojisi doğrultusunda yaptığı seçimlerle, yeniden kurgulayarak oluşturduğu gerçek hayatın benzeri, ama yeni bir bütündür. Tarihî roman ise, tarihî malzemeye dayanan yani başlangıç ve sonucu mazi denilen zaman içerisinde gerçekleşmiş olanın anlatımını üstlenmiş romandır. Yaratıcılık noktasında sanatın bir kolu olan edebiyatın bütününde olduğu gibi romanda da yaratma ve yeniden inşa sayesinde mevcut malzeme, algılar ve algıları yönlendiren etkenler sayesinde değişerek yeniden kurgulanır, yeni bir bütün oluşturulur. Romanın dünyasında özellikle tarih ve tarihîlik söz konusu edildiğinde de unutulmaması gereken bu defa tarihî gerçekliğin kurgusal bir gerçeklikle değiştirildiğidir. Tarihî malzemeyi kullanan yazarlar tespit edilebilmiş bir tarihî gerçeklikten hareket ederler. Fakat tarih biliminin verilerine bağlı kalmak zorunda değildirler. Yazar, romanın bu türünde geçmişte insan toplulukları açısından önemli olan yaşanmış bir zamanı canlandırır ve tarihî kaynakların bile açıklayamadığı birtakım boşlukları olması muhtemel şekliyle muhayyilesinin yardımıyla doldurur. Böylece tarihî kaynakların naklettiğinden, tarihçinin tespit ettiğinden başka bir bütüne ulaşılır. Romanda, tarih bilimi için önemli olan vak'anın yanına insan ve insanın boyutları ilâve edilmiştir. Aslında bu yorumlanmış tarihtir.
Üye Paneli
Reklam
Kİmler Çeviİrİmİçİ
Ziyaretçiler: 10
Yok

Yazar: