
Eski İstanbul deyince, benim aklıma ilkin Reşat Ekrem Koçu, Ahmet Rasim, Ercümend Ekrem Talu, Refii Cevat Ulunay, Sermet Muhtar Alus ve Musahipzade Celal gibi isimler geliyor. Tanzimat sonrası Türk edebiyatında eski İstanbul hayatını en çok konu edinen yazarlar da herhâlde onlar. Saydığım gibi, Sermet Muhtar Alus bu yazarlardan biri. Neler yazmamış ki!... Kimi kitap hâlinde basılmış, kimi gazete ve dergi sayfalarında kalmış romanları, hikâyeleri, oyunları ve tabii ki anılarında, eski İstanbul'u; semtleri, gelenek görenekleri, konakları, mesire yerleri, kabadayıları, tulumbacıları, hovardaları, kantocuları, tiyatro oyuncuları, yosmaları, çarşıları ve pazarlarıyla gözlerimizin önünde yeniden canlandırıyor yazar. Kısacası eski İstanbul, onun yazı ve romanlarında tüm renkleriyle âdeta resmigeçit yapıyor. Domates, biber, sakal, bıyık, sivrisinek, kocakarı ilâçları, eski yangınlar, sazendeler, hanendeler ve daha neler.. Hemen her şeyden söz etmiş üstat. Tespit edebildiğim kadarıyla Alus, eski İstanbul'da balıkçılık ve balıklara dair yazılar da kaleme almış. Bunlar, "Balık Avı ve Edevatı" (Akşam, 15 Nisan 1940), "İstanbul'un Balıkları" (Akşam, 13 Nisan 1940) ve "Çinakop Bolluğu" (Akşam, 23 Şubat 1951) başlıklarını taşıyor. Eski İstanbul'un balıklarından ve balık avlarından söz eden bir başka yazar da Musahipzade Celal. Eski İstanbul Yaşayışı adlı eserinde bu bilgileri bulmak mümkün. İlginç ve unutulmuş bilgiler yer alıyor söz konusu yazılarda. Uzun olduğu için hepsini aynen aktarmak mümkün değil. O nedenle kendimce bir tasnif yaparak, bu yazılarda, eski İstanbul'daki balıklara ve balıkçılığa dair bilgileri aktarmak istedim.