Nis
18
2007
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

‘KURULUŞ’UN 700. YILDÖNÜMÜNDE BIR ‘MEFKÛRE İNSANI’NIN ROMANI: OSMANCIK / DOÇ. DR.RAMAZAN GÜLENDAM

alt   Tarık Buğra’nın Osmanlı Devleti’nin kurucusu ‘Osmancık’ın Osman Bey, Osman Gazi, Osman Gazi Hân basamaklarına yükselişini ele alan son romanı Osmancık, Osman Gazi Hân’ın hayatını eksen alarak bir imparatorluğun doğuşunu ve onu üç kıtada altı asır ayakta tutan sırların ne olduğunu okura sezdirmek amacıyla yazılmış tarihî bir roman. 1950’lerden beri bu konuyu yazabilme sancısını çektiğini ve hatta bu konuya kendisini ‘mahkûm’ gördüğünü belirten yazar, Türk milletinin devlet kurma ve yönetmedeki büyüklük, maharet ve dehasını vurgulayan bu eserin kaleme alınışındaki temel sebebi şöyle açıklamaktadır: “ Bu mahkûmiyet hepimizin bildiği bir tarih nankörlüğünden doğmuştur; “Eller Ay’a biz yaya” veya “Bir ileri, iki geri” gibi, kimi haysiyetsiz, kimi bön, ama hepsi de büyük gerçeği boğazlayıp milleti aşağılık kompleksinde çürütmek isteyen sloganlardan doğmuştur.” T arık Buğra daha sonra da eserini herhangi bir tarih görüşünü ispatlama veya bir tepki romanı yazma  düşüncesiyle kaleme almadığını belirtir.

Nis
14
2007
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

“BEN DELİ MİYİM?” ROMANINDA “AHLÂKA AYKIRI NEŞRİYAT” YAPTIĞI GEREKÇESİYLE HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR’IN YARGILANMASI/ YARD.DOÇ.DR. NURİ SAĞLAM

alt   1888 yılında Tercüman-ı Hakikat gazetesinde tefrika ettiği Şık romanıyla “matbuat caddesine ilk adım”ını atan Hüseyin Rahmi, yaklaşık elli beş yıl boyunca yürüdüğü bu caddede, her ne şekilde olursa olsun insanların düşünce dünyasını ve yaşam kabiliyetini sınırlayan bütün saçma ve marazî engelleri, “toplum olaylarını incelemek ve topluma yön vermek” amacıyla daima hırpalamış ve bu doğrultuda kaleme aldığı pek çok hikâye ve roman bırakmıştır. Hiç kuşkusuz onun toplumsal hastalıkları teşhir suretiyle sağaltmaya yönelik en önemli eserlerinden biri 1924’te Son Telgraf gazetesinde tefrika edildikten sonra kitaplaştırılan Ben Deli miyim? adlı romanıdır. Fakat sosyal hayatın hemen bütün görünüm ve değerlerini eşi görülmedik bir şiddetle yermesi bakımından Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “en korkunç eseri” sayılan bu roman, edebiyat tarihimizde ne yazık ki toplumsal ahlâkı bozduğu ve halkı edepsizliğe teşvik ettiği gerekçesiyle yazarını iki defa hâkim karşısına çıkaran ilk ve tek eser olma özelliğine sahiptir.

Nis
11
2007
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

DIŞ TÜRKLER, KIRIM, VATAN VE ROZALYA ANA / YARD.DOÇ.DR. YUNUS AYATA

alt   Sevinç Çokum, hikâye ve romanlarında imparatorluktan millî devlete geçerken geride bıraktıklarımıza ve onların mücadelelerine sık sık değinen yazarlarımızdandır. Bu çalışmada Çokum’un “Rozalya Ana” adlı eseri tahlil edilmiş Kırım Türklerinin topraklarına dönme mücadeleleri ile topraklarını tekrar vatan yapmak için gösterdikleri gayretlere ayrıca değinilmiştir.

Nis
8
2007
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

REŞAT NURİ GÜNTEKİN'İN HİKÂYELERİNDE ÇOCUK / ARŞ. GÖR. OĞUZHAN KARABURGU

   Çocuk, tek başına temsil ettiği değer bakımından bütün ilim ve sanat dallarının ilgi sahasına girmiş, bu sebeple onun fizikî, psikolojik, sosyolojik ve pedagojik problemleri;  bir değer olarak hayatımızdaki yeri ve önemi çeşitli yaklaşımlarla incelenmiştir.
   Edebîyat da kendi hudutları içinde çocuğa ayrı bir önem vermiştir. Edebîyat sahası içerisinde çocuk iki ana esas üzerinde değerlendirilir: “Edebîyatta çocuk” ve “Çocuk edebîyatı”. Çocuk edebîyatı, çocukluk çağını yaşamakta olan insanların duygu, düşünce ve hayallerini sözlü ve yazılı olarak işleyen, bu çağı yaşamakta olanların edebîyat ihtiyaçlarını karşılamak için oluşturulan edebîyattır; edebîyatta çocuk ise bütün bir edebîyatta çocuğun aldığı yerdir . Bu “yer”, edebî eserde yer alan kahramanın çocukluk devresi olabildiği gibi, bizatihi kahramanın çocuk olarak seçilmesi de olabilir.

Nis
8
2007
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

TARİHÎ ROMANDA POST-MODERN ARAYIŞLAR / PROF.DR. HÜLYA ARGUNŞAH

alt   Roman, gerçek hayatta meydana gelmiş ya da gelebilecek hadiselerin yazarın fikrî dünyası, birikimleri, hatta psikolojisi doğrultusunda yaptığı seçimlerle, yeniden kurgulayarak oluşturduğu gerçek hayatın benzeri, ama yeni bir bütündür. Tarihî roman ise, tarihî malzemeye dayanan yani başlangıç ve sonucu mazi denilen zaman içerisinde gerçekleşmiş olanın anlatımını üstlenmiş romandır. Yaratıcılık noktasında sanatın bir kolu olan edebiyatın bütününde olduğu gibi romanda da yaratma ve yeniden inşa sayesinde mevcut malzeme, algılar ve algıları yönlendiren etkenler sayesinde değişerek yeniden kurgulanır, yeni bir bütün oluşturulur. Romanın dünyasında özellikle tarih ve tarihîlik söz konusu edildiğinde de unutulmaması gereken bu defa tarihî gerçekliğin kurgusal bir gerçeklikle değiştirildiğidir. Tarihî malzemeyi kullanan yazarlar tespit edilebilmiş bir tarihî gerçeklikten hareket ederler. Fakat tarih biliminin verilerine bağlı kalmak zorunda değildirler. Yazar, romanın bu türünde geçmişte insan toplulukları açısından önemli olan yaşanmış bir zamanı canlandırır ve tarihî kaynakların bile açıklayamadığı birtakım boşlukları olması muhtemel şekliyle muhayyilesinin yardımıyla doldurur. Böylece tarihî kaynakların naklettiğinden, tarihçinin tespit ettiğinden başka bir bütüne ulaşılır. Romanda, tarih bilimi için önemli olan vak'anın yanına insan ve insanın boyutları ilâve edilmiştir. Aslında bu yorumlanmış tarihtir.

Nis
8
2007
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

CEZMİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER/ PROF. DR. HÜLYA ARGUNŞAH

   CEZMİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER / PROF. DR. HÜLYA ARGUNŞAH
   Türk edebiyatının ilk tarihî romanlarından biri olan Cezmi, konusunu, 16. yüzyıl Osmanlı-Kırım-İran tarihinden alır. Tanzimat döneminin fikrî temayülle­rine bağlı olarak "İslam Birliği" düşüncesinin savunulduğu eser, yazarının tarih­ le yakından ilgilendiği yıllarda, romantik bir bakış tarzıyla yazılmıştır.

Nis
4
2007
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

RETORİKSEL ELEŞTİRİ / YARD.DOÇ.DR. YUNUS AYATA

alt   RETORİKSEL ELEŞTİRİ
   David Goodwin / Çeviren: Yard. Doç. Dr. Yunus Ayata
   Retoriksel eleştiri n
e tek bir metottan ibarettir, ne de uygulayıcıları belli bir analiz ve yorum okulu oluştururlar. Belirgin bir şekilde yirminci yüzyıl Amerikan akademisinde geliştirilen Retoriksel eleştiri, tek bir genel faraziyenin birleştirdiği eleştirel yaklaşımların ve görüş açılarının bütününü ifade eder: yani konuşmacının bilinçli dil kullanımı veya diğer semboller, alıcının (okuyucu) tepkisi ve konuşmanın geçtiği ortam veya durumun hepsi insan düşüncesini, duygularını davranışlarını ve eylemlerini değiştirmede etkileşim içindedirler. Konuşucu/yazıcı, söylev (konuşma)/metin ve çevrenin (dinleyici ve okuyucu dahil) üçlü ilişkisi retoriksel eleştiriye müsait çeşitli yaklaşımları meydana getirir: yani bazısı öncelikli olarak söylev veya metin ve onun okuyucuyu takip etmedeki rolü, bazısı konuşmacının rolü, bazısı konuşma bağlamı, diğerleri sadece dinleyicinin kendisi üzerinde yoğunlaşır. Odaklaşmanın çeşitli ‘oranları’ veya birleşimleri karmaşık metotlar ve eleştirel hedefler bütününü oluştururlar.

Nis
2
2007
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

AŞK-I MEMNÛ NEYİ ANLATIR? / DOÇ. DR. RAHİM TARIM

   Hemen hemen bütün edebiyat tarihlerinde ve Servet-i Fünûn yazarları ve onların eserleri hakkında yapılan yorumlara bakıldığında birbirinden aktarma ve birbirini yineleyen şu sözlere yer verildiği görülecektir: ‘Sanat için sanat’ anlayışını benimsemişlerdir. Bu yüzden onların eserleri toplumdan uzak, genellikle zengin muhitlerde ve konaklarda geçer. Kahramanlarının genellikle ne iş yaptıkları belli değildir; vs. vs... Bu yargılar içinde bu eserlere gerçekten sanat açısından yaklaşmış kaç yorum bulunabilir? 

Mrt
20
2007
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

ŞÂİR VE ŞÂİR NEDİM MECMUALARI ARASINDA BİR HECE-ARUZ TARTIŞMASI/ Arş.Gör.Oğuzhan Karaburgu

alt   Tanzimat’tan beri süregelen hece-aruz tartışmalarının bir halkasını da Mütareke ve Millî Mücadele yıllarında cereyan eden hece-aruz münâkaşası oluşturur. Bu dönemdeki hece-aruz tartışmaları epeyce şiddetli raddelere varmış hece-aruz kutuplaşması oluşmuş, hatta sırf bu amaca yönelik dergiler çıkarılmıştır. Şâir ve Şâir Nedim bu tür mecmualardandır. Bu iki mecmua birer yıl arayla yayın hayatına atılırlar. Yusuf Ziya’nın çıkardığı Şâir , 12 Kânun-ı evvel 1918 yılında yayınlanmaya başlar ve yayın hayatını 20 Mart 1919 yılında 15. sayısıyla noktalar. Şâir Nedim ise Halit Fahri Ozansoy tarafından 16 Kânun-ı sâni 1335/ 29 Ocak 1919 yılında yayınlanmaya başlar ve 18 sayı çıktıktan sonra yayın hayatını 5 Haziran 1335 yılında tamamlar. Görüleceği üzere bu iki mecmua da daha sonra isimleri hecenin beş şairi arasında yer alan kişiler tarafından çıkarılır.

Üye Paneli

Üye Adı:
Şifre :

Şifrem?
Üye Olun !

Reklam

    Reklama tıklayarak sitemize katkıda bulunun...

Kİmler Çeviİrİmİçİ

Kullanıcılar :

Arama Motorları : Crawl Bot

Şuan Sitede 0 kullanıcı, 1 arama motoru, 1 ziyaretçi ile toplamda 2 kullanıcı bulunmaktadır.

Takvim

«    Aralık 2018    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31