Nis
21
2007
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

SAİT FAİK ABASIYANIK’IN HİKÂYELERİNDE KADIN / YARD. DOÇ. DR. YUNUS AYATA

altToplumun her bakımdan aynası olan kadınlar, toplumu eğiten, yetiştiren ve aynı zamanda sosyal değişimin bütün tesirini üzerinde hisseden varlıklardır. Bunun için toplumun değerlerini muhafaza edip etmediğini ya da yozlaşıp yozlaşmadığını kadına bakarak anlamak mümkündür.
Batı medeniyeti dairesine geçme gayretleri içinde olunduğu Tanzimat yıllarından başlamak üzere Türk basınında, roman ve hikâyesinde kadın ve kadın-erkek ilişkilerine çeşitli şekillerde yer verilmiştir. Türk roman ve hikâyesinde kadının eğitimi, aldanan, aldatan kadın tipleri, cariyelik müessesesi
, kitabına uydurulmuş ahlak yapısı içinde çeşitli kadınlarla ilişki içerisinde olan dürüst (!) erkek tipleri yer almıştır.
Sait Faik’in eser verdiği döneme gelinceye kadar kadın, edebî eserlerde ya ideal ya da tenkid edilen yozlaşmış bir varlık olarak yer almıştır. Örneğin ilk eserlerini Millî Edebiyat döneminde verip Cumhuriyetin ilanında sonra da eser vermeye devam eden Halide Edip’in hikâye ve romanlarında kadın idealizmin temsilcisi iken Yakup Kadri’nin hikâye ve romanlarında yozlaşmışlığın temsilcisidir. Verdiğimiz bu iki örnek dışında dönemin diğer yazarlarında ve edebî eserlerinde de bahsedilen bu özellikleri bulmamız mümkündür.

Nis
21
2007
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

"BİR CUMHURİYET KADINI ŞÜKÛFE NİHAL"/ YARD. DOÇ. DR. YUNUS AYATA

altŞükûfe Nihal, ölümünün üzerinden çok zaman geçmemesine rağmen çabuk unutulmuştur. Gerçi o, henüz hayatta iken Yahya Kemal’in “Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi” mısrasıyla ‘Düşünce’ başlıklı şiirinde belirttiği korkuya uğramış ve -biraz da anlaşılmaz bir şekilde kendisinin sebep olduğu- unutulmanın acısını tatmıştır. Hülya Argunşah'ın Bir Cumhuriyet Kadını Şükûfe Nihal adlı çalışması bu sebeple akademik bir çalışmanın ötesinde hem bir vefa örneği olarak hem de imparatorluktan millî devlete geçişi ve Cumhuriyetin ilk elli yılını yaşamış olan Şükûfe Nihal'i özellikle bir yazar olarak ortaya koymak üzere hazırlanmıştır.

Nis
21
2007
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

ÇANAKKALE DESTANI’NDAN İSTİKLÂL MARŞI’NA MEHMET AKİF ERSOY / DOÇ. DR. RAMAZAN GÜLENDAM

altMilletleri düşmanlarıyla mücadelelerinde başarılı kılan unsurlar; maddî güç, planlama (yani sevk ve idare) ve ruh’tur. “Bir hilal uğruna ne güneşlerin battığı” Çanakkale’de bizi başarıya ulaştıran asıl unsur da, millî ruhtur. Millî Mücadele'yi de, Çanakkale'de uyanan bu millî ruh kazandırmıştır. Vatan, millet ve din aşkıyla dolu ve vatanı için her şeyini vermeye hazır bu samimi ruh da, en mükemmel ifadesini, millî şairimiz Mehmed Akif'in şiirinde bulmuştur. Çanakkale'yi anlamadan Millî Mücadele'yi, Akif'in Çanakkale destanını anlamadan da İstiklal Marşı'nı anlamak mümkün değildir. Ne demek istediğim, dönemin Genelkurmay Başkanlığı tarafından 1915’te Çanakkale cephesine davet edilen şairlerin yazdıkları şiirlerle 1921 yılında millî marş yarışması için Meclis’e gönderilen şiirler okunduğu takdirde daha iyi anlaşılacaktır.

Nis
21
2007
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

KEMAL TAHİR’İN DEVLET ANA’SI İLE TARIK BUĞRA’NIN OSMANCIK’INI ANLATI ÖZELLİKLERİ AÇISINDAN BİR KARŞILAŞTIRMA DENEMESİ / DOÇ. DR. RAMAZAN GÜLENDAM


KEMAL TAHİR’İN DEVLET ANA’SI İLE TARIK BUĞRA’NIN OSMANCIK’INI ANLATI ÖZELLİKLERİ AÇISINDAN BİR KARŞILAŞTIRMA DENEMESİ
DOÇ. DR. RAMAZAN GÜLENDAM
- yazıyı okumak/ indirmek için yazının devamına tıklayın -


Nis
20
2007
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

TAHSİN YÜCEL’İN ÖYKÜLERİNDE İNSANI SONSUZA TAŞIYAN KAPI/ ÖLÜM TEMİ/ ARŞ. GÖR. VEYSEL ŞAHİN

alt   Sanat, insanın kendini yeniden yarattığı farklı bir iklimdir. Tahsin Yücel, öykülerinde kendi mizacına göre yarattığı bu farklı iklimleri okuyucunun kulağına farklı bir şekilde fısıldar. Öykülerinde ölümü büyük bir değişim ve dönüşümün tetikleyicisi olarak gören Yücel, insanı ölümle diriltir. Yazara göre ölümle diriliş, insanı farklı şekillerde zamana yenilgiden kurtarmadır.
   İnsan, varlık ile yokluk arasında kendini aşan bir canlıdır. İnsanın bu yönü, onu diğer varlıklardan ayırarak, onun ölümün ötesine geçmesine sağlar. Çamuroğlu “İnsan varlık ile yokluk arasında bir salınıma giriyor.” (Çamuroğlu, 1992: 62) diyerek, insanın, varlığını yokluğa çekmesinin arkasındaki sebepleri ortaya koyar.
   İnsanın ölümle yüzleşmesi, insanın doğumu ile başlar. Doğum, ölümle buluşmanın başlangıcını ifade eder. Dünyaya ölmek üzere gelen insanoğlu, ölümü acı bir çığlık olarak anımsar. Bunun nedeni, ölümün insanları oturduğu yerden alarak, başka yere, başka bir boyuta taşımasıdır. Kişi kendi varlığını, dünyada ebedîleştirmek için ölümle durmadan savaşır. Fakat ölüm, insanın yaşayacağı kaçınılmaz gerçektir.

Nis
20
2007
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

GELENEKSEL ANLATI TARZININ 'DEVLET ANA'DAKİ YANSIMALARI / DOÇ. DR. RAMAZAN GÜLENDAM

alt   Yeni Türk edebiyatı sadece Batı edebiyatı etkisinde oluşmuş bir edebiyat değildir. “ Bu edebiyat klasik Türk edebiyatı, Tanzimattan sonra değeri bilinmeğe başlanan Halk edebiyatı ve belli bir açıdan okunan Batı edebiyatının ortak tesirleri altında teşekkül etmiş yeni bir terkiptir. ” Bu hususu biraz daha özelleştirip ‘roman’ alanına indirgeyen Pertev Naili Boratav’ın ‘ Folklor ve Edebiyat ’ adlı çalışmasındaki ilk romanlarımızın kaynağı konusundaki şu sözleri de bu görüşü destekler mahiyettedir: “ Türk romanı sadece Avrupa romanını taklitle kalmamıştır. Onun eski Türk hikayeciliğinde kökleri vardır. Modern Avrupa romanı bu hikayecilik üzerine bir aşı vazifesi görmüştür .”

Nis
19
2007
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

SERVET-İ FÜNÛN’A KADAR TEVFİK FİKRET ve BİLİNMEYEN ŞİİRLERİ / YARD. DOÇ. DR. NURİ SAĞLAM

SERVET-İ FÜNÛN’A KADAR TEVFİK FİKRET ve BİLİNMEYEN ŞİİRLERİ
 YARD. DOÇ. DR. NURİ SAĞLAM

- yazıyı indirmek için yazının devamına tıklayın -

Nis
18
2007
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

AHMET HAŞİM’İN ŞİİRLERİNDE ATEŞİN DİLİ / ARŞ. GÖR. VEYSEL ŞAHİN

altAhmet Haşim şiirlerinde sembollerin diliyle konuşan bir şairdir. Haşim, kendi bilinç ve bilinçaltı katmanlarını ateşin farklı görüntüleriyle dilin dünyasına taşır. Bu dil içerisinde, ateşin gizini, sıcaklığını barındırır. Sembolik yoğunluğun fark edildiği Ahmet Haşim’in şiir dili, ateş üzerine yapılacak bir yolculukla çözümlenebilir. Biz bu makalemizle Ahmet Haşim’in şiirinde ateşin görüntü seviyeleri, yerini ve önemini çözümlemeye çalıştık.

Nis
18
2007
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

ROMANIMIZDA KADIN KİMLİĞİ (1860-1960)/ DOÇ. DR. RAMAZAN GÜLENDAM

altHem olay örgüsü içerisinde kadının az veya çok neredeyse daima yer alması, hem de okuyucularının büyük bir kısmını kadınların teşkil etmesi itibariyle “kadın” ve “roman”, gerek dünya edebiyatında gerek bizim edebiyatımızda çoğunlukla birbirine çok yakın iki unsur olarak dikkati çekmektedir. Kadının psikolojik ve sosyal problemlerinin incelenmesi, çözüm yolları aranması ve dolayısıyla duygu dünyasının zenginleşmesinde, kültürel ve sosyal seviyesinin yükselmesinde romanın payı, diğer edebî türlere oranla daha yüksektir. Roman, böylece, kadının terbiyesinde de önemli rol oynamıştır. Romanlardaki kadın kahramanların maceralarını okuyarak bir yandan hoşça vakit geçirmeye çalışan kültürlü kadınlar, bir yandan da ruhlarının derinliklerinde, bilinçaltlarında gizli kalmış birtakım duygularını keşfetme, zekâ, yetenek ve kudretlerinin sınırlarını tayin etme, aile ve toplum hayatındaki hak ve görevlerini kavrama, kısacası kendilerini tanıma imkânlarını da elde etmişlerdir.

Üye Paneli

Üye Adı:
Şifre :

Şifrem?
Üye Olun !

Reklam

    Reklama tıklayarak sitemize katkıda bulunun...

Kİmler Çeviİrİmİçİ

Kullanıcılar :

Arama Motorları : Crawl Bot

Şuan Sitede 0 kullanıcı, 1 arama motoru, 2 ziyaretçi ile toplamda 3 kullanıcı bulunmaktadır.

Takvim

«    Kasım 2018    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930