Nis
1
2008
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

AHMET MİDHAT EFENDİ’NİN TARİHÎ ROMANCILIĞI / PROF. DR. HÜLYA ARGUNŞAH

   Edebî faaliyeti içerisinde geniş bir yeri romana ayırmış olan Ahmet Mithat Efendi’nin bu türe yönelişinde devrinin çok tabiî arayışlarının izleri görülmektedir. Edebiyatımızın hemen hemen ilk romanlarını art arda sıralarken bir taraftan tür üzerinde düşünmüş, diğer taraftan da nasıl yazılacağını uygulayarak örnekleme ayrıcalığını kendinde birleştirmiştir. Günlük hayatın içerisinde her an rastlanabilecek, duyulabilecek, öğrenilebilecek olaylar, durumlar ve kişiler ona göre roman olma kabiliyetine sahiptirler. O, her şeyde ve kişide bir roman olabilme gücü bulur. Ahmet Mithat’a göre “...roman denilen şey, bir cemiyet-i beşeriyye içinde görülen ahvalden birisi veyahut bazılarını kâğıt üzerine koymaktan ibarettir. ... Vukuat-ı umumiyeden her biri hakikaten bir büyük romandır. Hiç olmazsa bir büyük romanın bir kısmını olsun tesis ve teşvik” eylemektedir. Bunlar daha önce Namık Kemal’in belirlediği ‘edebiyat-ı sahiha’yı arayış ve yönelişlerin ifadeleridir. Tabiî ve gerçekçi edebiyatı bizzat hayatın kendisinde bulan dönem yazarları, Batı edebiyatından gelen yeni türleri de bu edebiyatın ifade biçimleri olarak görür ve düşünürler.

Şub
28
2008
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

BATI MEDENİYETİ KARŞISINDA AHMED MİDHAD EFENDİ/ PROF. DR. ORHAN OKAY

   Bu araştırma, Doğu-Batı medeniyetleri çatışmasının en kesif olduğu XIX. asrın, bir yazarının gözüyle hikâyesidir. Edebiyat tarihlerimizde hemen dâimâ ikinci planda gösterilen, okuyucusu üzerinde, zamanında belki diğerlerinden fazla müessir olan Ahmed Midhat Efendi'nin Batı medeniyeti karşısındaki davranışının hikâyesi.
   Bu kitapta Ahmet Midhat'ın Şark ve Garp medeniyetleri hakkındaki görüşlerinde haklı veya haksız olup olmadığının tartışması yapılmamıştır. Çünkü, gerçekte bu tartışma bir asırdan beri matbuatımızda sürüp gitmektedir. Bütün eserleri, Ahmed Midhat'ın kendi görüş ve düşüncelerini taşır. Bu çalışma onun yüzlerce kitabına dağılmış olan medeniyet hakkındaki fikirlerinin bir araya getirilip bir kategoriye sokularak göz önüne konmasından ibarettir. İki medeniyetin gerçek değerlendirilmesi, ancak bu gibi çalışmalar, yani Tanzimat'tan bugüne kültür hayatımızda yeri olan bütün aydınlarımızın bu husustaki görüşlerini aksettiren araştırmalar tamamlandığı zaman ortaya konulabilecektir.
   DERGÂH YAYINLARI,ŞUBAT 2008, 488 S.

Kas
14
2007
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

TANZİMAT DÖNEMİ ROMAN VE HİKÂYELERİNDE KADIN ERKEK İLİŞKİLERİNİN DÜZENLENİŞİ İLE İLGİLİ BAZI TESPİTLER / DOÇ. DR. FAZIL GÖKÇEK

   İslam medeniyeti dairesinden Batı medeniyeti dairesine geçişimizin resmi başlangıç belgesi olan Tanzimat Fermanı'nın ilanından sonraki dönem tarihçilerimiz tarafından Tanzimat devri olarak adlandırılmış, bu adlandırma daha sonra edebiyat tarihçilerince de benimsenmiştir. Bu yüzden Tanzimat'tan sonra gelişen Türk edebiyatı için Tanzimat dönemi Türk edebiyatı adlandırmasını kullanıyoruz. Dönemin yazarlarınca Türk edebiyatına yeni katılan bir tür olarak kabul edilen roman ve hikâye de bu edebiyatın bir parçasını oluşturmaktadır.
   Tanzimat'tan önce de Türk edebiyatında manzum ve mensur bir anlatı geleneği elbette vardı. Modern veya Batılı hikâye ve roman ile geleneksel tahkiye tarzı arasında, bu ikisini tür olarak da birbirinden ayrı tutmamızı gerektirecek kadar belirgin farklar var mıdır? Tanzimat dönemi roman ve hikâyesini Batıdan da bazı etkiler alan, ama geleneksel anlatı tarzının devamı olan bir tür olarak mı kabul etmek gerekir yoksa bunlar farklı türler mi sayılmalıdır? Bu ve benzeri soruların tartışılması bu yazının çerçevesini zorlar. Ancak şu kadarını söyleyebiliriz ki, Tanzimat dönemi romancı veya hikâyecisi –yukarıda da işaret edildiği gibi-kendisini farklı bir türün temsilcisi saymaktadır

Haz
9
2007
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

BİR MEKÂN UNSURU OLARAK İSTANBUL’UN AHMED MİDHAT EFENDİNİN ROMANLARINA TESİRİ/ OKT. MEHMET DOĞANAY

Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatının önde gelen isimlerinden ve ilk romancılarımızdan olan Ahmed Midhat Efendi, romanlarında vak’aları çok geniş bir mekân yelpazesinde cereyan ettirir. Romanlarını, halkın kültür seviyesini yükseltmek için bir eğitim aracı olarak gören yazar bu amaçla, okuyucuya bilgi vermek düşüncesiyle roman kahramanlarını dünyanın değişik coğrafyalarında dolaştırır. Bu mekânlar içinde İstanbul, en çok karşımıza çıkanıdır. Zaten ilk romancılarımızın genellikle mekânda İstanbul’a lokalize oldukları görülür. Bununla birlikte Türk edebiyatının en çok roman yazan yazarları arasında yer alan Ahmed Midhat, romanlarında mekân olarak İstanbul’u en çok kullanan yazarların başında gelir. İstanbul, onun romanlarına bir mekân unsuru olarak bir çok yönüyle aksetmiştir.

Nis
26
2007
    Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş FriendFeed Google

AHMET MİDHAT’A ATFEDİLEN BİR ESER: “HÜKM-İ DİL” VE MANASTIRLI MEHMET RIFAT / YARD. DOÇ. DR. AHMET BOZDOĞAN

   Ahmet Midhat Efendi Batı etkisindeki Türk edebiyatının ilk döneminin velut ve bir o kadar da önemli isimlerinden biridir. Edebiyatın pek çok türünde olduğu gibi tiyatro türünde de eser vermiştir. Kaynaklarda onun oyunları arasında gösterilen eserlerden biri de “Hükm-i Dil”dir. Oysa “Hükm-i Dil”, Ahmet Midhat Efendinin “Gönül” adlı hikâyesinden tiyatro türüne uyarlanmış bir eser olmakla birlikte, bu uyarlama onun kendi kaleminden değil, Manastırlı Mehmet Rıfat’ın kaleminden çıkmıştır. Bu yazıda söz konusu durum ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Üye Paneli

Üye Adı:
Şifre :

Şifrem?
Üye Olun !

Reklam

    Reklama tıklayarak sitemize katkıda bulunun...

Kİmler Çeviİrİmİçİ

Kullanıcılar :

Arama Motorları : Crawl Bot

Şuan Sitede 0 kullanıcı, 1 arama motoru, 4 ziyaretçi ile toplamda 5 kullanıcı bulunmaktadır.

Takvim

«    Kasım 2018    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930