YeniTurkEdebiyati
Üye Giriş Paneli

Site Bilgileri

Şu An Çevrimiçi Olanlar:
Üye: 0
Yok.

Arama Motorları: 1
Yandex

Ziyaretçi: 2
Toplam: 3

Çevrimiçi Olan Son Üyeler:
Üye Sayısı: 20
Admin aof_edebiyat
can15 datal1fe
dirvas feylesof
g.akbas gamzeaydin
Habibe Yastıkcı ibrahim tüzer
kuzeyde meryemgalata
militarymans ragıp ekrem coşkun
selcukatay serdoğan
yunusbalcı Öktem
Önder SAATÇİ şerife çağın

Siteye Yazanlar:
  1    Admin 516
  2    cgariper 20
  3    ibrahim tüzer 7
  4    icetisli 5
  5    Ulutaş Nurullah 3
  6    a.kocakoglu 3
  7    VEYSELŞAHİN 3
  8    Gülseren Özdemir 2
  9    nolens 2
  10    Ercan_Köksal 2


Makaleler:
  Son 1 Saat: 0
  Bugün: 0
  Bu Ay: 4
  Toplam: 588
  Onay Bekleyen: 10


Kayıtlı Kullanıcı:
  Yeni Kayıt:1
  Son 1 Saat:0
  Bu Ay:60
  Toplam:4392
  Yasaklı:0

Son Kayıtlı Kullanıcı:
Habibe Yastıkcı

Tanıtım

Reklama tıklayarak sitemize katkıda bulunun...

Etiketler

LütfenFlash Player 9 kurunuz.

Tüm etiketler

Takvim

«    Eylül 2010    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
 

Anket


24 Temmuz 2010 11:16
ICQ: --

İSMET ÖZEL, ŞİİRE DAMITILMIŞ HAYAT / İBRAHİM TÜZER

İsmet Özel'in şiirinin altındaki dünya, benim tanıdığım şairlerin dünyasından oldukça farklı. Belki birkaç şairin salonuna benzer dekorasyonu lakin hiçbiri gibi asmaz saati/taşbloyu duvara. Onun gerçeğinin ardında birtakım boşluklar vardır ve bu boşluğu da okurun kendisine bırakır. Sürükleyiciliği çok fazla anlaşılma isteği de burdan gelmektedir. Şairliğinden pek ayıramayacağımız yazarlığı da bundan farklı değildir. Yrd. Doç. İbahim Tüzer'de Kırıkkale Üniversitesinden bilime oldukça girişken hocalarımızdandır, çok faydalı bir çalışma olduğu su götürmezdir. En kısa zamanda benim de kütüphanem için edinmem gereken bir kitap olduğu aşikar.
Saygılarımla...


--------------------
24 Temmuz 2010 11:10
ICQ: --

TÜRK ROMANININ OLUŞUMU-DIŞ GERÇEKLİK AÇISINDAN BİR İNCELEME-/ YARD. DOÇ. DR. NİHAYET ARSLAN

Kitap hakkında fikrimi söylemeden evvel bir düzeltme yapılmasını isteyeceğim. Nihayet Arslan bu yıl doçentliğe yükselmiştir, burada Yrd.Doç olarak görülmektedir, düzeltilirse daha doğru olur. Kitaba dönecek olursak yenileşme hareketiyle birlikte Osmanlı'da Yrd.Doç.Kayahan Özgül'ün de  ''Divan Yolu'ndan Pera'ya Selametle'' adlı kitabındaki değişimin göstergeleri üzerinde durulmuş. Tanzimat'tan sonra genel algının değişkenlik göstermesi de bu kitabın yazılma gayelerindendir diye düşünüyorum. Tabii sadece insan algısından ziyade halk mı divan mı yoksa batı edebiyatı mı bizim yeni edebiyatımızın kaynağı sorunsalını da kendince yorumlamıştır sevgili hocamız. Oldukça hacimli bir kitap, okurken sıkılmayacağınızı düşünüyorum.


--------------------
24 Temmuz 2010 02:14
ICQ: --

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR'IN EVLENMESİNE MANİ OLAN BİR HASTALIK: ENÜREZİS NOKTURNA / YARD. DOÇ. DR. NURİ SAĞLAM

Yazıyı ben de beğendim. Freud'un psikanalitiğinden çıkarak ulaşılan bir varsayım; lakin oldukça tatminkar...
Hüseyin Rahmi'nin hikayelerindeki mahalle kadını gözlemleri de (Ecir ve Sabır hikayesini hatırlıyorum hemen bu mahalle kadını deyince :)  ) epey ilgimi çekmişti, bunun kendi tavırlarıyla örtüştüğü çıkarımı yapmak gerçekten olası...


--------------------
23 Temmuz 2010 18:54
ICQ: --

MODERN/POSTMODERN ZAMANLARDA BİR İNTİHÂL ÖRNEĞİ / NECATİ TONGA

İntihal, son yıllarda üniversitelerde sıkça baş gösteren bir durumdur. Bunun nedenleri çeşitli olmakla birlikte, en net olanı herhangi bir sisteme yazılanların aktarılamaması ve herhangi bir konuda yazma girişiminde bulunan kişilerin yeterli kaynağa ulaşamamalarından ortaya çıkmaktadır. Öyle ki ben bu intihali çok fazla deşmekten ziyade, farklı bir soruna değinerek, Türkiye'de bilime verilen değeri örneklemek istiyorum.
Türkiye'deki kütüphanelerin herhangi bir sistemi gözükmemekte son dönemde Kültür Bakanlığının bu olay üzerinde bazı çalışmaları var; ancak hiçbir kütüphane yetkisi dahilinde olsun olmasın insanlara set çekiyor. Ben gidiyorum x kütüphanesi üyelik istiyor. Türkiye'de ne zamandan beri kütüphaneler dolup taşıyor da bir de bunlara kaynak yaratma çabasıyla belli ücretler isteniyor. Sanki yurdum insanı elinden kitabı düşürmüyor. Onlarca üniversite öğrencisi gördüm sırf belli bir ücret talep edildiği için kütüphaneye gitmeyen veya gitme gönlü varken bu sebeple isteğinden vazgeçen... Bence kütüphanelerin sistemsizliğinin yanında hükümetin yayın konusuna acilen müdahil olması gerekiyor.
Tekrar intihal mefhumuna dönersek, dediğim gibi üniversitelerde yükseklisans tezleri, doktora tezleri, doçentlik tezleri dahi intihaller barındırmakta son dönemde Afyon Üniversitesinde böyle bir durum ortaya çıktı. Burada intihalin çizgilerini hocalarım çizdi; lakin intihalin kimi insanlarca bir kanun boşluğu gibi bir algısı olduğu gerçeğini değiştirmiyor bu tanımlar. Türkiye'deki telif, patent sorunları da burada görüldüğü üzere gündeme geliyor. Umarım insanın emeğe saygısı galip gelir...
Bu arada ''Hırsızın hiç mi günahın yok?'' sorusunun muhatabı Ali Emre ve Hece'ye şükranlarımı sunuyorum. Böyle nadide bir oluşumun içinde birkaç sıkıntılı kişiler çıkmaktadır. Önemli olan bu aşamada pencereden nasıl baktığındır. Biz sarkmadan sadece dışarıdaki güzel manzarayı izleyelim. Yoksa kafamızı çıkarırsak damda akar, kuşta pisler manzarayı bozmak adına...

Saygılarımla...


--------------------
19 Temmuz 2010 22:04
ICQ: --

DERGİ: TÜRK EDEBİYATI, SAYI:441,TEMMUZ 2010

Bu ay abone oldum bakalım çarşamba günü postaya verilmiş yarın elimde olur sanırım
17 Temmuz 2010 03:08
ICQ: --

NÂZIM HİKMET’İN KUVÂYİ MİLLİYE DESTANI’NDA İRONİK DİL: İSTİKLÂL MARŞI VE MEHMET ÂKİF İRONİSİ / YARD.DOÇ.DR. CAFER GARİPER

 Sayın Üye,
 Makalenin yazarı elbette cevap verecektir size, ama ben de bir kaç kelime söylemek isterim. Yazıyı anlamadığınız kanaatindeyim. İdeolojik olarak farklı bir dünya görüşünü temsil eden ve Türkiye Cumhuriyetini bu ideoloji ile şekillendirmeye çalışan bir şairin farklı bir ideolojik teklifin tarafı olan diğer şairi ironik olarak eleştirmesi olarak okumak lazım yazıyı. Gözlerden kaçan bu durum Cafer hoca gayet açık ve sağlam bir şekilde ortaya koyuyor. "Putları Kırıyoruz" furyası ile bu şiiri karıştırmamak lazım. Cafer hocanın yazısı bir gazete yazısı ya da afaki değerlendirmelerle kaleme alınmış bir deneme değil. İlmi bir makale. Dolayısıyla nesnel bir tavır sergilenmiştir.Esas nesnel olmayanlar,olayın derinliğine vakıf olmadan çalakalem yazılmış günlük tüketim malzemesi olmaktan öteye geçememiş sığ yazılardır.
17 Temmuz 2010 01:07
ICQ: --

NÂZIM HİKMET’İN KUVÂYİ MİLLİYE DESTANI’NDA İRONİK DİL: İSTİKLÂL MARŞI VE MEHMET ÂKİF İRONİSİ / YARD.DOÇ.DR. CAFER GARİPER

    Ben Nâzım'ın böyle bir eleştiri ile o dizeleri kaleme aldığını düşünmüyorum. Nâzım okuduğum kadarıyla eleştirisini ironi ardına saklayacak bir şair değildir. Ki bunun için Namık Kemal ve Peyami Safa için çok sert eleştiride bulunmuş bir şairdir. Onun dışında Menderes'e ve hükümete karşı da eleştiri yapmaktan sakınmamıştır."Akif büyük şair, inanmış adam" dizesinde de ironi olduğunu düşünmüyorum.
    Diğer dizelere gelince ideoloji farklılığı ile değerlendirilmesi çok doğaldır. Unutmayalım ki Mehmet Akif de şiirini kendi ideolijisiyle kaleme almıştır. Halkın ideolojisiyle uyuştuğu için benimsenmiş ve kabul görmüştür. 
    Ne kadar nesnel olabiliyoruz eleştiri yaparken?
20 May 2010 21:20
ICQ: --

GÜNAHIN ÇAĞRISI: BİR İNTİHAL HÂDİSESİ / YARD.DOÇ.DR. CAFER GARİPER

       Bu gün itibariyle "Günahın Çağrısı"nı siteye koyalı iki ay geçmiş. İntihalciler hala ses vermediler. Acaba başka vurgunların mı peşindeler? Sessizlik ürkütücü!..
18 May 2010 23:12
ICQ: --

DERGİ: Y E N İ T Ü R K E D E B İ Y A T I A R A Ş T I R M A L A R I, SAYI:3

 Zemahşeri,
 Yeni Türk Edebiyatı Araştırmaları 6 aylık hakemli akademik bir dergi. Türk Edebiyatı Vakfı yayımlıyor. http://www.turkedebiyati.com.tr adresinden dergi ile ilgili detaylı bilgiye ve abonelik şartlarına ulaşabilirisniz.Selamlar...
18 May 2010 21:55
ICQ: --

DERGİ: Y E N İ T Ü R K E D E B İ Y A T I A R A Ş T I R M A L A R I, SAYI:3

Oğuzhan Hocam, bu dergiyi hangi yayınevi çıkarıyor ve süresi nedir acaba bilginiz varsa aydınlatır mısınız...
24 Nisan 2010 23:30
ICQ: --

KASSANDRA DAMGASI’NIN EKSİLTİLEN MESAJI: TEVÂRÜS EDEN KÖTÜLÜK VE YENİDEN DOĞAN İNSAN: “UZAY RAHİBİ FİLOFEY” / YARD.DOÇ.DR. İBRAHİM TÜZER

       Merhaba Halide Hanım,
İstemeyerek Cafer Bey ya da siz öğrencilerini incittim sanırım. Sizlerden özür dilerim ve sizlerin de dediğiniz gibi bu konunun daha fazla uzamamasını dilerim.
24 Nisan 2010 22:47
ICQ: --

KASSANDRA DAMGASI’NIN EKSİLTİLEN MESAJI: TEVÂRÜS EDEN KÖTÜLÜK VE YENİDEN DOĞAN İNSAN: “UZAY RAHİBİ FİLOFEY” / YARD.DOÇ.DR. İBRAHİM TÜZER

       Merhaba Maiduruay,
     Cafer Hoca'nın, öğrencilerine karşı nasıl bir tutum sergilediğini merak ettiğinizi söylemişsiniz. Hocamızı tanımadığınızı belirtmiş, kendisini yargılamış daha da ileri gidip tanımadığınızı söylediğiniz bir Hoca'yı öğrencilerine karşı hoşgörülü olmaya davet etmişsiniz ve de bunun arzu olarak kalacağını söylemişsiniz. Buraya kadar sorun yok sanıyorum. Ancak, yanlış bir durum sözkonusu. Öncelikle tanımadığınız, ders almadığınız, sohbetinde bulunmadığınız bir Hoca'dan bahsederken bu kadar önyargılı ve de ithamkar davranmanız ne kadar doğru? Peki, ben kimim? Neden size böyle bir karşılık verme gereği duydum. Hemen açıklayayım. Ben Cafer Hoca'dan dört yıl eğitim almış, kendisiyle ders dışında sohbet etme şansına ulaşmış şanslı kişilerdenim. Siz, Cafer Hoca'yı tanımayan biri olarak onun hakkında yorum yapma hakkını kendinizde bulunca, ben de tanıyan biri olarak size cevap yazma gereği duydum. Cafer Hoca'nın öğrencileri kendisini sadece başarısı, saygınlığı, karakteri için sevmez. Cafer Hoca'nın öğrencileri onu, en çok hoşgörüsüyle, öğrencilerine verdiği değerle, onları kırmayıp son derece güzel geziler düzenlemesiyle, lisans yıllarını anlamlı kılan hoş sohbetler etmesiyle ve de en önemlisi onlara güvenmesi ve de inanmasıyla kalplerinde saygın bir yere sahiptir. Umarım, bir önyargıyı, haksız bir tutumu kırabilmişimdir...

     Abdullahkoçal'a da bu noktada hak veriyor ve herkesi daha fazla konu dışına çıkmamaya davet ediyorum. 
     Sıcak bir İzmir akşamından sevgiler...

21 Nisan 2010 15:51
ICQ: --

KASSANDRA DAMGASI’NIN EKSİLTİLEN MESAJI: TEVÂRÜS EDEN KÖTÜLÜK VE YENİDEN DOĞAN İNSAN: “UZAY RAHİBİ FİLOFEY” / YARD.DOÇ.DR. İBRAHİM TÜZER

    Abdullah Bey Merhaba,

     Teşekkür ederim; ama bunun pek de gerekli olduğunu düşünmüyorum. Zira öyle olsa bunu sizden önce kendisi zaten yapardı. Ama yine de nezaketiniz için teşekkürler.
 
21 Nisan 2010 00:21
ICQ: --

KASSANDRA DAMGASI’NIN EKSİLTİLEN MESAJI: TEVÂRÜS EDEN KÖTÜLÜK VE YENİDEN DOĞAN İNSAN: “UZAY RAHİBİ FİLOFEY” / YARD.DOÇ.DR. İBRAHİM TÜZER

Maiduruay Merhaba,

Alanı heyecanla takip etmenizi memnuniyetle karşılıyorum. Sayın Gariper'in öğrencilerine karşı hoşgörüsünü size anlatmak isterdim. Bunun benim için bir arzu olarak kalmamasını arzu ediyorum.

Bu arada konunun bir hayli dışına çıkmış olduğumuzu da bildirmek isterim, efendim.
Pek çok paylaşımda bulunmak dileğiyle.
17 Nisan 2010 14:35
ICQ: --

SABAHATTİN ALİ'NİN K A Ğ N I HİKÂYESİ ÜZERİNDE BİR ÇÖZÜMLEME / YARD.DOÇ.DR. CAFER GARİPER

Değerli hocamızın yapmış olduğu değerlendirmeyi okudum ve çokda beğendim.Cafer hocamızın bu çalışması bize o dönem anadolu insanının içinde bulunduğu durumu gözler önüne serecek mahiyette...
13 Nisan 2010 21:42
ICQ: --

KASSANDRA DAMGASI’NIN EKSİLTİLEN MESAJI: TEVÂRÜS EDEN KÖTÜLÜK VE YENİDEN DOĞAN İNSAN: “UZAY RAHİBİ FİLOFEY” / YARD.DOÇ.DR. İBRAHİM TÜZER

       Size de merhaba,

      Belki yanlış anladım, belki eksik anladım, belki de sizi ve düşüncelerinizi anlayacak yeterlilikte değilim. Bunların hiçbirini problem olarak görmüyorum; çünkü ne kendi adıma ne de yolun başındaki gençler adına  sizler kadar umutsuz değilim. Çünkü ben tam bir Yeni Türk Edebiyatı aşığıyım ve kendimi geliştirebilmek adına sizleri, sizler gibi değerli akademisyenlerin yazılarını heyecanla takip ediyorum. Ama bir şeyi çok merak ediyorum. Neden bu kadar umutsuzsunuz biz gençlik konusunda?  Biliyor musunuz sizi tanımıyorum; ama  böyle bir yaklaşımla öğrencilerinize karşı nasıl bir tutum sergiliyorsunuz hakikaten merak ediyorum. Onlara karşı biraz daha hoşgörülü olmanızı arzu ederdim. Korkarım ki bu  yalnızca bir arzu olarak kalacak. 
      

13 Nisan 2010 20:50
ICQ: --

KASSANDRA DAMGASI’NIN EKSİLTİLEN MESAJI: TEVÂRÜS EDEN KÖTÜLÜK VE YENİDEN DOĞAN İNSAN: “UZAY RAHİBİ FİLOFEY” / YARD.DOÇ.DR. İBRAHİM TÜZER

MAİDURUAY merhaba,

 

Söylediklerimi doğru anlamış olmanızı arzu ederdim. Yazık ki, bu, arzu olarak kalacak. Getirdiğiniz eleştiri ortaya koyduğum görüş ve tespitleri doğru çıkarıyor. Bunu hiç istemezdim. Keşke metne derinlikli ve analitik kavrayışla bakabilseydiniz.

13 Nisan 2010 20:43
ICQ: --

GÜNAHIN ÇAĞRISI: BİR İNTİHAL HÂDİSESİ / YARD.DOÇ.DR. CAFER GARİPER

bolat merhaba,

 

Yarasa karanlığı sever. Tıpkı bilim ve hukuk dışı kişiler gibi. Haksızlıklar, yanlışlar, intihaller karanlıkta varlık kazanır ve çoğalır. Ancak, bir toplum var olmak istiyorsa ışığa, aydınlığa koşacaktır. Aydınlık ve ışık toplumların var olabilecekleri medeniyetlerin yapı taşıdır. Medeniyetler, bilim ve hukuk üzerine inşa edilir. İnsanlar ne zaman sloganların, hiziplerin ötesine geçip bilim ve hukuk merkezli zihin yapılanmasına ulaşırsa medeniyetlerin inşası da o kadar kolaylaşır.

13 Nisan 2010 20:24
ICQ: --

TANPINAR’IN HUZUR ROMANI VE BİR SEHİV / YARD.DOÇ.DR. CAFER GARİPER

     Merhaba MAİDURUAY, 

     Öncelikle ilginize teşekkür etmeliyim. Yahya Kemal'i ve A. H. Tanpınar'ı "çok sev"diğinizi söylüyorsunuz. Her iki sanatkarla ünsiyetiniz ne derecede, eserlerine ne kadar nüfuz edebiliyorsunuz, onu bilmiyorum. Ancak şunu ifade edeyim, halen sürdürdürmekte olduğum edebiyat yolculuğuna orta mektep yıllarında Yahya Kemal'le çıktım. Galiba ilk ve son büyük hocam odur ve tabii ki arkasından Tanpınar.  Çokça okuduğum ve düşündüğüm bu iki sanatkarın eserleri üzerinden yazık ki henüz gereğince söz ve tespit ortaya koymadım. Bir gün elbette...
12 Nisan 2010 20:56
ICQ: --

TANPINAR’IN HUZUR ROMANI VE BİR SEHİV / YARD.DOÇ.DR. CAFER GARİPER

       Tespitiniz çok şaşırttı beni. Hem Yahya Kemal'i hem de Ahmet Hamdi Tanpınar'ı çok severim. Bu nedenledir ki onlar üzerine yapılan her türlü yorumu dikkatle  takip ederim. Bundan önceki yorumlarda hiç böyle bir açıklamaya rastlamamıştım. Dikkatinize ve iki durum arasında kurduğunuz paralelelliğe hayran kaldığımı belirtmek isterim.

12 Nisan 2010 13:23
ICQ: --

POSTMODERNİN Mİ VAR, DERDİN VAR / PROF. DR. HASAN BOYNUKARA

Post-modernizm gibi demir leblebi bir konu terime,retoriğe boğulmadan konuşma edasıyla anca bu kadar iyi ifade edilebilirdi.Bilgilendirici oldu,sağolun.
12 Nisan 2010 03:28
ICQ: --

KASSANDRA DAMGASI’NIN EKSİLTİLEN MESAJI: TEVÂRÜS EDEN KÖTÜLÜK VE YENİDEN DOĞAN İNSAN: “UZAY RAHİBİ FİLOFEY” / YARD.DOÇ.DR. İBRAHİM TÜZER

      
     Merhaba Hocam, İbrahim Bey'e yönelik eleştirilerinizi yanlış anlamıyorsam kullandığı dili esas alarak yapmışssınız; ancak bunu yaparken siz de ondan farklı bir dil kullanmamışsınız. Ben bir akademisyenin, hele de bu edebiyat alanında ise,  dili basitleştirerek okuyucuya gitmesinden ziyade, dili kendi zenginliği ve gösterişi içinde şımartarak okuyucuyu düşünmeye çağırmasının daha mantıklı olacağına inanıyorum. Bugün sitenizi  ve her kim,  ne yazmış ayrımına gitmeden tüm yazılarınızı  heyecanla takip ediyorsam bunun sebebi, dilin kullanım tarzındaki ustalıktır.Sizler, "herkesleşmeyen" , "kendisi" olmuş insanların var olduğu bir okuyucu kitlesini karşınızda bulmak istiyorsunuz. Unutmayın ki "herkesleşmeyen" okuyucu bulmak için" herkesleşmeyen" yazılar yazmak gerekir ki bu da umut etmekle değil; bir yerlerden başlamakla olur.

6 Nisan 2010 20:03
ICQ: --

GÜNAHIN ÇAĞRISI: BİR İNTİHAL HÂDİSESİ / YARD.DOÇ.DR. CAFER GARİPER

Bana öyle geliyor ki, bu ülkenin en büyük problemi,adelet problemi. Şapkamızı önümüze alıp hırsızlığın ne olduğunu yeni baştan düşünmenin vakti geldi de geçiyor. Zannımca adalet sistemimiz hırsızlığı bakkaldan ekmek çalmakla sınırlıyor. Ancak bu hırsızlığı sanatseverler ve bilim ahlakını içselleştirmiş zihinler görmezden gelmeyeceklerdir. Bu yazıların paylaşılması intihale karşı bir bilinç oluşması bakımından çok önemli. Benim şahsi kanaatime göre yapılan bu yanlışın cezasını tek başına  vicdanlara bırakmamalıyız, her ne kadar ağır aksak ilerlese de adli mercilere de bu olaylar taşınmalı. Verilecek ciddi cezaların vicdani zaafiyetleri olanları da caydıracağı görüşündeyim. Bu ve benzeri talihsiz olayların ardından dergi ve yayınevi yöneticilerin de daha dikkatli olmaları gerekmekte, en azından hatanın arkasında durmamalılar.
4 Nisan 2010 17:00
ICQ: --

KASSANDRA DAMGASI’NIN EKSİLTİLEN MESAJI: TEVÂRÜS EDEN KÖTÜLÜK VE YENİDEN DOĞAN İNSAN: “UZAY RAHİBİ FİLOFEY” / YARD.DOÇ.DR. İBRAHİM TÜZER

Yorumumuzdan hareketle yukarıda yer alan üç farklı imzayla çıkan yorumlara bakılırsa giriş üzerine düşülmüş not çevresinde düşünmeye devam edeceğiz. Bu düşünme edimi, Tüzer’in makalesinden yola çıkarak genelde Türkiye’nin yufkalaşmış zihni üzerinde toplanacak gibi görünüyor. Tıpkı Tüzer’in Kassandra Damgası’ndan yola çıkarak görüşler getirmesi, bir tarafıyla kendi zihin üretimini de metne yüklemesi gibi.

Öncelikle Koçal, önümüzde duran hadiseye olumlu yönüyle bakmamızı teklif ediyor. Yeni nesil adına kendi kuşağından bilim alanında yetişmeye hazır olanların bulunduğu tezini ileri sürüyor. Bunu yaparken de "Biz, 'yeni nesil' olarak buradayız!" diyerek Oğuz Atay'ın "Ben buradayım ey okur, sen neredesin" sözüyle metinlerarasılık / söylemlerarasılık kuruyor. Koçal, henüz mümkünle imkânsızın sınırının bulanıklığının kalkmadığı bir zaman diliminde yolculuk yapıyor olsa gerek. Yetişmek, var olmak hiç de kolay değil. Öncelikle kişinin bağ ve bağlantılarını aşması, öz varlığını pazara sürmesi gerekir. Bakarsınız müşteri olarak şeytan da çıkabilir karşımıza. Bunu göze alabilecek kahramanlığa ihtiyaç var her şeyden önce.   

Tüzer’in Kremlin Palace’dan yankılanan sesinden yazılarını okuyanların bulunduğu, yazılarına ilginin olduğu anlamını çıkarmak hiç de güç değil. Sonra yazının belki bir çift gözün dikkatini çekebileceği ön kabulünden yola çıkarak yazılması gerektiği fikriyle hareket edilmesinin doğru olacağı kanaatini ortaya koyuyor. Bu tespit ve görüşlere katılmak mümkün. Şüphesiz Tüzer’in getirdiği bakış, içerisinde doğruyu barındırdığı kadar yanılsamayı da barındırabilir. Zamanımızdan yaklaşık üç yüzyıl kadar önce böyle bir durumda yanılsamanın alanına çıkan Nedim,

Yok bu şehr içre senin vasfettiğin güzel Nedim

Bir perî-süret görünmüş bir hayâl olmuş sana

demişti. Tüzer’in otuz beş kırk yıl sonra Nedim’in sesini ödünçlememesini temenni etmekten başka ne yapabiliriz?

 Mesele şu: Bugün yazık ki ülkemizde zihin gelişimi gereğince aşama kaydetmiş görünmüyor. Okumayan, düşünmeyen geniş bir kitleyle karşı karşıyayız. Üniversitelerin toplumu olumlu yönde değiştiren, dönüştüren yapıda işlevini gereğince yerine getirdiğini söylemek güç. Üniversitelileşmenin hızla artışı tersine işlev üstlenmiş görünüyor. Üniversiteler toplumu değiştirip dönüştüreceği yerde toplum üniversiteleri değiştirip dönüştürüyor. Bu rol değişiminde yanlış olan ne var, diye düşünülebilir.  Yanlış olan, bir taraftan gittikçe zihin seviyemizin irtifa kaybetmesi, diğer taraftan sığlaşmasıdır. Tam da burada Admin’in getirdiği görüşe hermenetik açılımda bulunabiliriz. Biz burada toplum-üniversite ilişkisini bilimsel zihin yapılanması etrafında merkezileştirerek probleme yaklaşmak durumundayız. Ahlâkçı ya da pragmatik olmanın peşinde değiliz. Bugün üniversitenin çoğu bölümünde esaslı konular üzerinde ciddi görüşler getirme ve bunu öğrencilere aktarmada zorluğumuz oluşmuş durumda. Geçmiş dönemlere göre daha da büyüyen bir güçlük bu. Bu güçlüğün, daha ziyade köy toplumundan gelmemizin yarattığı paradigmadan kaynaklandığını söylemek doğru olacaktır. Üniversiteler üniversal açılıma kavuşmak şöyle dursun enformatik cehalet içerisine girmiş durumda. Dünyayı algılama, olayları ve olguları yorumlama bakımından zihin genişlemesine şiddetle ihtiyaç duyulmaktadır. Oysa çevremizi dikkatli bir bakışla gözlemlediğimizde zihni genişleme şöyle dursun, mankurtlaşma ve mankurtlaştırma faaliyetinin hızla devam ettiğini görüyoruz. Tüzer’in yazısından kalkarak söz konusu makalenin yerini bulmayabileceği argümanını getirmemiz bundandır. Oysa söz konusu yazı ve çok sayıda başkaca yazı ciddi bir okuyucu kitlesi tarafından karşılanabilmelidir. Bu da zihin yapılanmasının gelişmesiyle ve farklı bir epistime ile düşünebilmenin toplumun büyük kesimine yayılmasıyla mümkün olur. Ancak bu gelişme ve genişlemeden sonra kültür, sanat ve bilim hayatımız zeminine oturacaktır. Hiçbir felsefî sistemle temas etmeyen yahut edemeyen, estetik yoksulu, hayat faaliyeti önemli ölçüde beş duyuyla sınırlanmış şekilde yaşamalar sanat, medeniyet ve bilim hayatına ne katabilir?

 Şüphesiz ülkemizde kendiliğinin farkındalığını oluşturabilmiş zihin açılımına sahip kişilikler bulunmakta. Önemli olan bunların oranının artması ve dikkate değer çalışmaların ortaya konmasıdır.  Sonuçta yapılmış her iyi çalışma geleceğe açık mektup olma özelliğini taşıyacaktır. Onlar zaman içinde yerini bulacaktır.

 

Bu gün pazar. Dışarıda güneş var. Bahar gelmiş dağlara, nehirlere, bahçelere.    

Fakültedeki hücresinde çalışmaya çalışan

c g a r  i  p   e   r

 

4 Nisan 2010 02:25
ICQ: --

KASSANDRA DAMGASI’NIN EKSİLTİLEN MESAJI: TEVÂRÜS EDEN KÖTÜLÜK VE YENİDEN DOĞAN İNSAN: “UZAY RAHİBİ FİLOFEY” / YARD.DOÇ.DR. İBRAHİM TÜZER

  Merhabalar,
  Evvel emirde akla gelen "halkın seviyesine inmek ya da halkı kendi seviyenize yükseltmek" tarzındaki,artık işporta malı haline gelmiş söylemleri bir kenara bırakarak, "üniversal" düşünceyi temin etmek adına ışığı nerde görebileceğimizi hiç mi hiç düşünmeden girdiğimiz akademi tünelinde yollar açarak yürümek zorundayız. Yılmadan ve kim ne derse desin, bu karanlıkları aydınlığa kavuşturmak adına çıkılan yolu en kötü ihtimalle geleceğe yazılmış bir mektup, bir mesaj olarak algılamalıyız...
  Yazılan her makale, ifade edilen her düşünce elbet muhatabını bulacaktır. Belki de hazır olanların durumlarını hiç dert etmeden, muhataplar yaratmak için yazmalıyız, üretmeliyiz!
  Bu türden konuları gündemimize taşıyanlara, taşınmasına vesile olanlara daim muhabbet ve hürmetle...

3 Nisan 2010 11:46
ICQ: --

KASSANDRA DAMGASI’NIN EKSİLTİLEN MESAJI: TEVÂRÜS EDEN KÖTÜLÜK VE YENİDEN DOĞAN İNSAN: “UZAY RAHİBİ FİLOFEY” / YARD.DOÇ.DR. İBRAHİM TÜZER

Sayın Cafer hocam merhaba,
elbette yazı okunmak, düşünmek ve üzerine tartışma yapmak içindir.

Şu an bile bizlerin yaptığı bu değil midir? 

Sizlerin, bir edebî eseri daha derinlikli anlam alanlarına taşıyarak okuma/düşünme gayreti ve bu doğrultuda birer emek mahsulu olan yazılarınız sadece ilmî ve edebî alanlarda değil hayatın tüm safhalarında ortaya çıkan sıradanlaşmaya/herkesleşmeye karşı duruş değil midir?

Evet, hayatı kendi zihinsel çağrışımlarıyla karşılamak isteyen ve insan için en ayırıcı vasıf olan düşünme/akletme eylemini kendisine verilmiş en önemli şans olarak kabul eden insanlar gibi ben de, kitapçıda Aşk-ı Memnû romanına tesadüf edince arkadaşına, "aa baksana aşkı memnu dizisinin kitabını da yazmışlar" diyen bir neslin olduğunun farkındayım.

Ya da çok değil 30-40 sene öncesinin bile kelime dünyasına zihinsel konforunun bozulmasını göze alamadığı için burun kıvıran insanların varlığından haberdarım.

Fakat diğer taraftan şahsi mail adresime "hocam yazdıklarınız bizim .... Sosyal Bilimler Lisesi'nde ilgiyle takip ediliyor, haberiniz olsun" şeklinde gelen mesajlardan ya da "bu konu üzerine hiç böyle düşünmemiştim, zihnime farklı bir kapı aralamış oldunuz" diye yazan, "herkes" kadar olmasa bile, insanların varlığı beni umutlu kılıyor...  

Akademisyen, eğitmen, eleştirmen ya da her ne isek en nihayetinde insanlardan bir insan olarak kendi boyamızı bu yeryüzüne çalmaya çalışıyoruz. Kullandığımız renkler, renklerdeki baskın tonlar hangi boyadan ne kadar kullandığımızı ele veriyor. Yazdıklarımızı dolayısıyla da düşünce seviyemizi, herkes'in kullandığı renklerin ötesine taşımak, farklı tonlarla hayatını anlamlandırmaya çalışan insanlarla yollarımızı şöyle ya da böyle mutlaka birleştiriyor. 

Belki de tüm mesele herkes tarafından anlaşılmayı beklemek yerine "sadece bir çift göz"ün size yönelebileceği ihtimalıni taşımak... ve de "diri" durmak...

Selam ve saygı ile...

İbrahim TÜZER
Antalya / Kremlin Palace   

2 Nisan 2010 18:13
ICQ: --

KASSANDRA DAMGASI’NIN EKSİLTİLEN MESAJI: TEVÂRÜS EDEN KÖTÜLÜK VE YENİDEN DOĞAN İNSAN: “UZAY RAHİBİ FİLOFEY” / YARD.DOÇ.DR. İBRAHİM TÜZER

Sayın Cafer Hocam;

 

İbrahim Tüzer'e yaptığınızı eleştirinin yanlış olduğunu söyleyemeyiz. Fakat tasvir ettiğiniz kadar karanlık bir ortamda da değiliz. Bardağın dolu tarafı daha çok yer kaplamakta hani. Ve her malın müşterisi farklıdır; kimininkinin az ve seçkin oluşunun yanında kimininkinin çok ve sıradan olması pek doğaldır. Sayın Tüzer'in yazısıysa binlerce kişi (buna 'herkes' diyebiliriz) yerine nitelikli yüzlerce değil; onlarca 'kendisi' olmuş kişi tarafından ilgi görse kesinlikle amacına ulaşmış olacaktır.

Sayın Cafer Hocam,

"Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır."

Biz, 'yeni nesil' olarak buradayız!

2 Nisan 2010 16:04
ICQ: --

KASSANDRA DAMGASI’NIN EKSİLTİLEN MESAJI: TEVÂRÜS EDEN KÖTÜLÜK VE YENİDEN DOĞAN İNSAN: “UZAY RAHİBİ FİLOFEY” / YARD.DOÇ.DR. İBRAHİM TÜZER

Yazının giriş kısmı üzerine düşülmüş not:

 

Aytmatov’un Kassandra Damgası romanı üzerinden yazılmış bu yazının bu yıl içerisinde, 2010 yılı nisan başı itibariyle, okuduğum yazılar arasında ayrıcalıklı bir yazı olduğunu öncelikle itiraf etmeliyim. Bu yazısında Tüzer, Ortega Gasset, Heidegger ve Shayegen’den kalkarak öncelikle insanı ontolojik yönüyle sorgulama yoluna gidiyor, herkesleşen insanla kendiliğinin farkındalığını oluşturabilen insan arasındaki ayrımı işaret ediyor. Daha sonra insanın ontolojik anlamıyla sanatkâr ve sanat eseri arasındaki bağa temas ediyor. Eco’nun bakış açısını merkezileştirerek sanat eseri-okur arasında olması gereken ilişkiler ağına dikkatlerimizi yöneltiyor. Bu kısa girişte şüphesiz Tüzer’in konuyu ele alış yöntemi ve geliştirme uğraşı içinde olduğu argümanlar ufuk açıcı. Ufuk açıcı olduğu kadar da ihtiyaç duyulan insanı ve okuyucuyu modelleyen bir bakış. Buna rağmen giriş üzerinde düşünmeye çalışacağız. Daha doğrusu sesli düşüneceğiz. Belki de itirazlarımız olacak.

Yazarın Gasset’den ve Heidegger’den ödünçleyerek herkesleşmenin karşısına koyduğu “benliğine dalma” ve “ontolojik farklılık” problemi, bir başka söyleyişle kişinin kendisi olması problemi  insanlığın başlıca problemlerinden biri. Özellikle herkesleşmenin hızla yaşandığı, sürüden biri olmanın ayrıcalık kabul edildiği, düşünmeyi öğrenme yollarının kendi ellerimizle kapatıldığı, sanat eserinin derin yapısıyla bağ kurabilecek zihin açılımına yönelmenin daha baştan kesintiye uğradığı bir toplum yapılanmasında Tüzer’in tespit ve görüşlerinin ne kadar geçerliliğinin olacağı ve yankı bulacağı şüpheli. Daha baştan edebiyat bilimi çerçevesinde kurduğu dille okuyucuyla kendisi arasına aşılması güç mesafe koymuş durumda. Üniversitelerin bile hızla içinin boşaldığı süreçte Tüzer’in yazısı, o umudumuzu hiç kesmediğimiz geleceğe gönderilmiş mesaj/mektup gibi görünüyor. Tüzer, ya geleceği bekleyecek ya da bu ve buna benzer yazılarını başka dillere aktararak herkesleşmeyen okuyucular bulacak kendisine. Sonuçta yazı okunmak, düşünmek ve üzerinde tartışma yapmak içindir.

 

(Yazının giriş kısmı üzerine düşülmüş nota not: söz konusu yazı ve bu notumuz üzerinde düşünce geliştirilirse biz de düşünmeye devam edeceğiz demektir)

 

       c gariper 

29 Mart 2010 13:32
ICQ: --

DERGİ: YENİ TÜRK EDEBİYATI, SAYI:1, MART 2010

 Dergiyi Dergâh Yayınları çıkarmakta.Dolayısıyla abonelik işlemleri de Dergâh yayınları üzerinden yapılabilir. Yılda iki defa yayımlanacak derginin abone bedeli 26.00 TL, Tel. 0.212.526 99 41
 Abonelik için hesap Nu:
 Ziraat Bankası (Cağaloğlu Şubesi)
 İBAN: TR 91 0001 0008 8929 0448 1950 01

27 Mart 2010 12:44
ICQ: --

DERGİ: YENİ TÜRK EDEBİYATI, SAYI:1, MART 2010

Dergiye nasıl abone olabiliriz?

Ïåğåìåñòèòüñÿ íàâåğõ Ana Sayfa Üye Kaydı! Konu Ekle | İletişim Adresi: Pamukkale Ünv. Fen-Edebiyat Fak.Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü / DENİZLİ