Yazar, "Subjektif bir değer olan edebî eser, objektif bilim metotları ile incelenebilir mi? Edebiyat eğitiminin hedefleri ile edebî değer arasında ne gibi bir ilişki vardır? Uyguladığımız edebiyat eğitimi, ne yaparsak daha verimli olabilir? Terimleşme konusunda müşterek kabuller nasıl bulunur? Edebiyat eğitimi uygulamasında karşımıza çıkan problemler, YÖK programı ve üniversite müfredatında yer alıyor mu? Okuldan mezun olan öğrencinin göreve başlayabilmesi ile üniversite eğitiminin bir ilgisi var mı?..." gibi sorular sorarak edebiyat eğitimi, edebî değer ve hayat arasında ilgi kurmaya çalışır; edebî değeri, temel problem olarak düşünür.
İnsan, yaşamak için tefekkür eder, sever, paylaşır, çalışır. Çalışmak, genel anlamıyla bir meslek grubuna bağlı olarak hizmet ve üretim yapmak anlamına gelir. Edebiyat ile ilgili eğitimimiz, bize hayatımızı sürdürebilmek ve geçimimizi sağlamak üzere bir meslek kazandırmalıdır.
Edebiyat eğitiminde ve edebî değer yargılarında, var oluşun sırlarını çözmeye çalışmak ve bu yolla vatanımıza hizmet etmek, en önemli hedeflerimiz arasındadır.
İlkeleri belirlenmiş bir üniversite eğitimi, edebî değeri, eser ve hayat planında yakalayabilir. Edebî değerin ilkeleri, bu bakımdan çok önemlidir. Eserin bu cildinde, millî ve evrensel planda geçerli olan bir edebî değer tartışması açılmakta ve onun ilkeleri makul sınırlarla belirlenmektedir.
AKÇAĞ YAYINLARI, ANKARA 2009.
"Şiir Tahlili -Teori ve Uygulama-" adlı kitap, ders hazırlıkları ve notlarının düzenlenmesi sonucu oluştu. Merhum Mehmet Kaplan'ın gayretleriyle edebiyat ile ilgili inceleme, çözümleme, yorumlama etkinliklerinde olduğu gibi, edebiyatın eğitimi alanında da, metnin esas alınması düşüncesi bir nesil tarafından kabul edilmişti. Bu düşünce ve teklif edebî metni, bir inceleme objesi olarak tanımayı ve diğer metin tarzlarından farklılıklarını araştırıp ortaya koyma problemini beraberinde getirmekteydi. Bu kitabın ilk bölümünde bu probleme cevap verilmeye çalışıldı. Edebî metnin, "sanatı yapan varlık olan insan" varlık şartından hareketle, insan olan her yerde ve zamanda ortaya konulduğu hatırlatıldı. Böylece sanat ve dolayısıyla edebiyatla ilgili etkinliklerin insan olmanın gereği olduğu sezdirildi. Hiç bir tanıma iltifat etmeden, bu metinlerin özellikleri sayıldı ve metin tarzlarından söz edildi. Bu metin tarzlarından birinin, kişinin coşku ve heyecanını dile getiren metinler, kısa ve kabul görmüş adıyla şiir olduğu belirtildi. Sonra da bu estetik objenin nasıl çözümlenmesi gerektiği konusu üzerinde duruldu. Çalışmanın bu kısmı bir metot teklifi özelliği taşımaktadır.
AKÇAĞ YAYINLARI, ANKARA 2009, 208 s.
İçinde bulunduğumuz şu dönem, Ankara romanında olumsuz olarak çizilen yaşama tarzından da ütopik dünyadan da izler taşımaktadır. Zira, insanlık tarihinde iyi ile kötü, doğruyla yanlış hep yan yana, iç içe yürümüştür. Sonra dünya 1920’lerin 1930’ların dünyası olmadığı gibi, Türkiye de 1920’lerin 1930’ların Türkiyesi değildir. Ankara romanı, eleştirel bir dikkatle yaklaştığı Cumhuriyet’in erken döneminde yaşanan yanlış Batılaşmanın, aydın-halk kopukluğunun, yapmacık ve kozmopolit sosyete yaşayışının, geri kalmış köy hayatının karşısına ütopik düzlemde halkla aydının kaynaştığı, köylü-şehirli uçurumunun kapandığı, insanların mutlu olduğu millî ve ileri bir yaşama tarzını koyar. Fakat, bu ütopik dünyada halkın yapıcı enerjisi, siyasî yapı ve demokratikleşme gibi olguların yer aldığını söylemek güç görünmektedir.
Türkçe edebiyatın en önemli yazarlarından biri olan Oğuz Atay, ölümünün 30. yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde yapılan bir sempozyumla anıldı. Atay'ın, aynı zamanda Türk edebiyatının en sevilen, en geniş okur kesimine sahip yazarlarından biri oluşunu hareket noktası alan sempozyum, Oğuz Atay okurlarını bir araya getirdi, onları Atay'ın arkadaşlarıyla, Atay'ın eserleri üzerine yazılar yazmış eleştirmenlerle ve akademisyenlerle buluşturdu.
Nazan Aksoy Kurgulanmış Benlikler'de yakın tarihimizi, o döneme tanıklık eden kadınların dilinden, onların otobiyografilerinden okuyor. Özellikle son yıllarda yayımlanan kadın otobiyografilerinin de genel olarak odak noktası modernleşme ve özel olarak Cumhuriyet tarihidir. Bir yakın okumayla, kadın otobiyografi yazarlarının hayatlarında hangi sorunlar öne çıkıyor ve bu hikâyeler otobiyografi türünün Batı'daki örneklerine hangi yönlerden benzerken nerelerde ayrışıyor sorularının üzerine eğiliyor. Kurgulanmış Benlikler, modernleşme projesi içinde kimliğini kurmuş, bu projenin kadınlara sunduğu imkânlardan yararlanmış, böyle meslek ve kimlik edinmiş kadınların hikâyelerini anlatıyor.
Otobiyografilerden yola çıkan Nazan Aksoy, Cumhuriyet'e, Türk modernleşmesinin temel meselelerinden biri olan kadının toplumdaki yerine yine kadınların gözünden bakma imkânı sağlıyor.
İLETİŞİM YAYINLARI, İSTANBUL 2009.
YAZILAR