İlhan Berk, kimi söyleşilerinde; "her şairin bir kenti olması gerekir" der. Yahya Kemal'in kenti, tam da bu söze uygun olarak İstanbul'dur, şiirlerindeki ana figür bu kenttir. Şair, söyleyeceklerinin neredeyse hepsini bu kent üzerinden söyler. O nedenle bir ‘İstanbul şairi' olarak tanınması doğal. Ancak bu yazıda, asıl niyetim, şairin şiirlerinden örnekler vererek bir İstanbul betimlemesi yapmak değil; kente bakışını, kent bağlamında gelenekle modernite arasında nerede durduğunu, hangi kentin şairi olduğunu saptamak. Onun betimlediği, bir imparatorluk kültürünün başkenti mi, bir ulus-devlet kenti mi, yoksa Anadolu'dan göç alan, sanayileşen, betonlaşan bir modern kent mi? Çünkü Yahya Kemal, 1884'te doğup, 1958'de vefat etmiş; dolayısıyla Meşrutiyet'e, Birinci Dünya Savaşı'na, Cumhuriyet'e, İkinci Dünya Savaşı'na ve çok partili döneme tanık olmuş bir şair; yani saltanattan Cumhuriyet'e, imparatorluktan ulus devlete ve modern topluma değin, Türkiye'de yaşanan ‘inkılâplar zinciri'nin tanığı. Doğrusu, Türk şiirinin bu büyük ustasının, kent bağlamında, tanık olduğu bu büyük toplumsal değişme sürecine, modern topluma ilişkin tavrını merak etmemek elde değil.Namık Kemal’in Mektuplarında Dil ve Edebiyat Üzerine Tenkitler
Arş. Gör. Veysel Şahin
- yazıyı okumak/ indirmek için yazının devamına tıklayın –
Orthan Tepebaş Yanlış iltifat şiir 1
Semih Poroy Çizgi-yorum 2
Doç. Dr. Alaatttin Karca "İkinci yeni, türk şiirini tersyüz etti!" 4
RÜZGÂR GÜLÜ
Modern Türk şiirinin öncülerinden olan Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958), 20. yüzyılın başlarında yeni bir şiir dili ve estetiği kurma uğraşına girişir. O, kendi söyleyişi ile 1903'te Paris'e "firar" ettikten sonra on dokuz yirmi yaşlarından itibaren kuracağı sanatın tarihî arka plânını, şartlarını, dilini ve estetiğini araştırma yoluna gider. İmparatorluktan millî devlete geçiş sürecinde kaynağını millet varlığının kolektif duyuş ve düşünüşünde bulan bir şiir estetiği geliştirme çabası içinde olur. Onun eserleri, uzun süren arayışlarına bağlı olarak geç ortaya çıkar. Bu eserler, mensup olduğu millet varlığının yüzyılların zevkini, duyuş ve düşünüşünü yeni ve Batılı bir bakışla toplayan, dikkatle işlenerek kristalize eden birer sanat eseri şeklinde belirir. Bu yönüyle Yahya Kemal'in sanatı, Tanzimat sonrası yenileşme hareketinden itibaren bir zevk değişikliğini ve dağınıklığını yaşayan Türk şiirini toplama, ona kendi dilinin ifade imkânları içerisinden kendi estetiğini kazandırma çabasının ürünü olarak ortaya çıkar. Şairin kurmaya çalıştığı şiir estetiğinin ilk örneklerinden biri olan ve aynı zamanda Türk şiir geleneği içerisinde ileri atılışı ifade eden gençlik dönemi kalem ürünlerinden Akıncı şiiri bu çerçevede değer kazanır.
Cengiz Aytmatov’un Gün Uzar Yüz Yıl Olur Romanında Düzenin Yabancılaşması ve İnsanın Kendisi Olması Problemi
Yard. Doç. Dr. Cafer Gariper
- yazıyı okumak/ indirmek için yazının devamına tıklayın –