Türkçede "gülmece, söylenen sözün tersini kastederek kişiyle veya olayla alay etme" manasında kullanılan ironi eski Yunancada "eironeia", söylenenin tam tersinin kastedildiği ifade şeklinde tanımlanmıştır. İroni; dramatik ironi, trajik ironi, söz ironisi, romantik ironi, pratik ironi ve diyalektik ironi olmak üzere kendi içinde de çeşitlendirilmiştir. İroninin alaydan farkı ise; alayın, ses tonu, söz, davranış vb. yollarla biriyle, bir şeyle eğlenme, küçümseme şeklinde yapılmasıdır. Yazınsal türlerde alay ise, içinde bulunulan çarpık bir duruma karşı söylenecek eleştirinin direk olarak dışavurumu şeklinde gerçekleşmesidir.
Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Sayın Prof. Dr. Sadık TURAL Bey’in “Yazarlar, atalarından aldıklarını fikir eserleri, edebiyat eserleri yapıyorlar; onlar, yazarlar atalarının sözcüsüdür.” dediği gibi, dünyaca tanınmış, romanları ve hikayeleri dünyada bir rekor olmak üzere 153 dile çevrilmiş olan Cengiz AYTMATOV, atalarının eserlerini en güzel şekliyle değerlendirip, sadece Kırgız halkının ve Türk dünyasının değil, tüm insanlığın hizmetine sunan bir sanatçıdır.
Yazılar
Osmanlı yöneticileri, XVIII. asrın başlarında, askerliğe, bilime ve teknolojiye dair yeniliklere yönelirken, farkında olmadan, hayatın her alanında ve sanatta Batılılaşmaya da kapı aralamışlardır.
Bu bildirimizde önce gelenekli anlatılarla modern hikâye ve roman arasındaki bağa dikkat çekmek, sonra gelenekli anlatıların modern hikâye ve romanın kurgusunda üstlendiği role temas etmek istiyoruz. Daha sonra konumuz çerçevesinde Hüseyin Nihal Atsız'ın Ruh Adam romanıyla Cengiz Aytmatov'un Gün Uzar Yüz Yıl Olur romanın kurmaca dünyasında gelenekli anlatılardan masal ve efsaneden yararlanma tarzlarını ele alacağız. Asıl olarak da romanın kurmaca dünyasında zaman unsuru çerçevesinde gelenekli anlatıların modern hikâye ve roman üzerindeki fonksiyonunu değerlendirmeye çalışacağız. ‘Tarihî roman' şeklinde isimlendirilen roman kategorisi içinde gelenekli anlatılardan gelen anlatı düzleminin, bu arada zaman tasavvurunun modern romana ne kattığını tartışmaya açma gayreti içinde olacağız.
Eğitim sistemimizde ilköğretim okullarından başlayan ana dili eğitimi, üniversite seviyesinde de sürdürülmektedir. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 5/1 maddesiyle 1982-1983 eğitim-öğretim döneminden başlamak üzere, üniversitelerde ortak ve zorunlu olarak Türk Dili derslerinin okutulması hükme bağlanmıştır.
Ece Ayhan, poetikasını sivil toplum düşüncesi üzerine kurmuş bir şair. Şiirleri de bu düşünceye uygun. O nedenle her türlü otoritenin, iktidarın ve devletin dışında; hatta karşısında, uçta bir şiir Ece Ayhan'ınki. Verili her şeye; düşünceye, tarihe, sanata, şiire kuşkuyla yaklaşması ve bunları, cezalandırılma pahasına sorgulaması, karaşınlar, ‘hâl ve gidişi sıfır olanlar' dediği, dışta bırakılmış, kara bir coğrafyada yaşayan sivilleri konu edinmesi, hep sivil toplum düşüncesinden kaynaklanmakta. Onun için bu topluma, toplumdaki ‘işletilen yürürlük'e, düşünce serüvenine, bu toplumun tarihine, aydınlarına, sanatçılarına, eğitim sistemine, algılama ortalamasına ‘yenilmez yutulmaz eleştirileri' var. Bozuk ve seviyesiz bir anlayışın ve algılama biçiminin tüm topluma egemen olduğunu ileri sürmekte.