Yazılar
Çocuk gelişiminin bilişsel gelişim, kavram gelişimi, dil gelişimi, ahlak gelişimi, oyun gelişimi, duyuşsal gelişim, sosyal gelişim, cinsel gelişim, psikomotor gelişim gibi çeşitli alanları vardır. Bütün bu gelişimi alanları farklı hızlarda ve şekillerde ilerleme göstermektedir.
“Bir çocuğun kafasında yaklaşık on milyar beyin hücresi yer almaktadır
”. Bu ise düşünülebilecek en karmaşık bilgisayardaki parçalardan bile daha karışık bir sistemdir. Bununla birlikte insan, özelinde çocuk, sadece beyinle sınırlandırılamayacak mükemmellikte bir varlıktır.
Çocuklukta, özellikle de okul öncesi dönemde, insanın ömür boyu sürdüreceği temel kişiliğinin ve alışkanlıklarının oluştuğu bilinmektedir. “Bu temel kişilik, çocuğun okul ve okul sonrası hayatında ne ölçüde başarılı olacağını, başka insanlarla ilişkilerinin nasıl gelişeceğini, cinsel tavrının ne olacağını, ne tür bir yetişkinlik dönemi geçireceğini, ne tip biriyle evleneceğini ve bu evliliğin hangi ölçüde başarılı olacağını belirler
”.
Bugüne kadar kadınların şair ya da yazar olması için gayret sarf edildiği söylenemeyeceği gibi, az sayıda olan kadın şair ve yazarlara da çok önem verildiği söylenemez. Bu sebeple Türk edebiyatına belki de önemli katkılar yapacak kadın şair ve yazarların yetişmesi gecikmiştir. Gerçi Türk edebiyatı tarihi kadın şair ve yazarlar açısından tamamıyla fakir sayılmaz. Son devirde yetişen Adalet Ağaoğlu, Füruzan, Sevinç Çokum, Pınar Kür, Lale Müldür, Buket Uzuner, Ayşe Kulin, Nazan Bekiroğlu, Elif Şafak ve Latife Tekin gibi kadın şair ve yazarları hesaba katmasak bile geçmişte de kadın şair ve yazarlar Türk edebiyatı tarihi sayfaları arasında kendilerine yer bulmaya çalışmışlardır. Özellikle on dokuzuncu asırdan itibaren kadın şair ve yazarların daha sıklıkla görülmeye başladığını söyleyebiliriz. Bu anlamda ilk halka, Ahmet Cevdet Paşanın kızları, aynı zamanda ilk kadın romancılarımız, Fatma Aliye ve Emine Semiye Hanımlardır. Bu halkanın devamına ise, Halide Edip Adıvar, Güzide Sabri, Şükufe Nihal Başar, Halide Nusret Zorlutuna, Samiha Ayverdi, Mükerrem Kamil Su, Kerime Nadir, Suad Derviş isimlerini ekleyebiliriz.
Süreli yayınlar, yayımlandıkları devrin toplumsal, siyasal, kültürel ortamını yansıtmaları ve sayfalarında farklı zihniyetteki kişiler tarafından kaleme alınmış yazıları saklamaları bakımdan bir devri tanımak, anlamak ve yorumlamak için incelenmesi gereken önemli malzemelerdir. Bir devrin pek çok sorunu üzerine yapılan tartışmaları, ortaya atılan çözüm önerilerini farklı anlatı ve söylem düzeyinde yüzlerce yazıyı ancak dergilerde bulmak mümkündür. Bu nedenle dergiler birer yazı hazineleridir. Hisar dergisi de bu hazinelerden biridir.
Elinizdeki kitapta, 1950-1980 arasında yayımlanmış Cumhuriyet devri Türk edebiyatının uzun ömürlü sanat ve edebiyat dergisi Hisar ve bu dergi etrafında oluşmuş Hisar Topluluğu incelenmektedir.
AKÇAĞ YAYINLARI.
Türkiye’de Edebiyat Toplulukları, şimdiye kadar müstakil bir çalışma olarak yayımlanmamıştır. Yurt içinde edebiyat eğitimi alan kimseler pek çok kaynağa ulaşmada büyük zorluklar yaşamazken, yurt dışında Türkoloji eğitimi gören insanların kaynaklara ulaşması oldukça zordur. O nedenle bu çalışma, Türklere yönelik olmasının yanında, yabancı Türkologlar da düşünülerek hazırlanmıştır. Mümkün olduğu kadar geniş kaynaklardan yararlanılarak, ideolojik kaygılar ön planda olmaksızın toplanmış ve Türk edebiyatı tarihinde yer edinmiş edebiyat toplulukları; oluşumları, edebî çalışmaları, dağılışları ve etrafında kümelendikleri süreli yayınlar da incelenerek, manifostolarıyla birlikte tanıtılmaktadır.
AKÇAĞ YAYINLARI.
Edebiyatın hemen her dalında eser veren Tanpınar, eserleriyle olduğu kadar şahsiyeti, hayat tarzı ve sahip olduğu kültürün derinliği ile yakın dönem edebiyatımızın en önemli şahsiyetlerinden biridir. Prof. Dr. İnci Enginün ve Prof. Dr. Zeynep Kerman'ın hazırladığı elinizdeki kitapta, Tanpınar'ın bilinmezleri, acı ve sevinçleri ile iç dünyası ve özel hayatı, edebiyat çevreleriyle ilişkilerini kendi kaleminden bulacaksınız.
"Bu defteri seviyorum. Benden sonra okuyacağını düşünüyorum. Hoşuma gidiyor. Geçen zamanım görülecek sanıyorum..."
"Hiçbir şeyi bitiremiyorum... Gece yarısı öksürükle uyandım ve ilk defa gelecek seneye çıkamam korkusu aklıma geldi. Ciddiyetle geldi. Hiçbir şeyi bitirmeden ölmek istemiyorum. O kadar eser ve kullanmadığım o kadar kelime varken..."
"Abdullah Efendi'nin Rüyaları, bilhassa birinci hikaye böyle tenkitsiz mi geçecekti? Huzur ki okuyucuların hepsi sevdiler, üç makale ile, Yaz Yağmuru hiçbir akissiz mi geçecekti." "Bunların Türkiye'ye getirdiği hiçbir şey yok muydu? Türkiye ve Türkçeye. Ya şiirlerim? Hala hiç kimse "Deniz" manzumesinden bahsetmedi. "Deniz" manzumesi Türkçenin beş on manzumesinden biridir. Buna eminim. Buna makalelerimi de ilave edin... Fakat niçin bu kadar haksızlık? Bu işte eksiğim nedir!" "Belki de kendi kendimi mahveden benim. Hakkımdaki suikastinin bir sebebi de belki de benim..."
"Daima derinleştim. Sıfırdan başlamış gibiydim. Bu sıfır Yahya Kemal ve Haşim hariç Türk şiirinin değer seviyesiydi. Eğer burada genişlemeğe razı olsaydım benim de hiç olmazsa Faruk (Nafiz Çamlıbel) kadar bir şöhretim olurdu. Biraz kaysaydım Orhan (Veli Kanık) ve cahit'ten (Sıtkı Tarancı) fazla sevilen adam olurdum. Yapamadım. Hakikaten sıfırdan başladım." "Kırk yaşında tek oda müstakil evim oldu. Herşey, hayatımda herşey geç oldu. İlk nesir kitabım kırk yaşında çıktı. Hala ikinci romanım Remzi'de bekliyor..."
DERGAH YAYINLARI, İSTANBUL 2007.
İnsan hayatı bebeklik, çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık gibi dönemlerden oluşur. Her dönem bir öncekinin devamı ve bir sonrakinin başlangıcı olduğundan dolayı, dünyaya geldikten sonraki ilk dönem olan bebeklik ve çocukluk, temel alışkanlıkların edinilmesi açısından hayati bir önem taşır
. Bu bilindiği için de hemen her ülkede özellikle gelişmiş ülkelerde çocukların yalnız bedensel ve ruhsal değil düşünsel gelişmelerine de özen gösterilir, önem verilir
. Düşünsel gelişimde, çocuğa olan ilgi, ailenin bilgi düzeyi, okumayla ilişkisi, evdeki ve okuldaki kitap, dergi ve gazeteler önemlidir.
Edebiyat (yazın) bize, sanatçı duyarlığı ile kurgulanmış bir yaşam sunar
ve edebiyatın eğitim bakımından değeri, insana çok çeşitli duyma, düşünme ve hareket etme örnekleri vermesidir
. Edebi ürünler, insan ve yaşam gerçekliğini sanatçı duyarlığıyla kavramamıza; yaşamımıza yeni anlamlar katmamıza ve estetik değerlerimizi geliştirmemize yardımcı olurlar.
CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATINDA DİVAN ŞİİRİ TARTIŞMALARI VE GELENEKTEN FAYDALANMA
NECATİ TONGA
- yazıyı okumak/ indirmek için
yazının devamına tıklayın -
İbrahim Kalın Türkiye'nin çoğulculuk meselesi 1