Üniversitelerimizin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümlerinde yaptırılan Yüksek Lisans, Doktora, Doçentlik tezleri, Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araşatırmaları Merkezi tarafından tasnif edilmiş hali ile kullanıma açılmıştır. YÖK'ün tez veritabanının tasnif edilmiş hali olan bu çalışmanın ilgililerin işine yarayacağını düşünmekteyiz. Burada yapacağınız araştırma sonuçlarından hareketle YÖK'ün indirilmesine izin verdiği tezlere ulaşabilirsiniz.
Türkçülük hareketi içinde yer alan Aka Gündüz şiir, tiyatro, hikâye türlerini de denemiş olmakla birlikte, geçimini kalemiyle temin ettiği için zamanla popüler romanlara ağırlık vermiştir. Onun kitaplarını yazdığı tarihler Osmanlı Devleti'nin yıkılışı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu içine alır.
Savaşların cephede ve cephe gerisinde yarattığı sarsıntıların mağdurları arasında kadınların tuttuğu yer, yazarın pek çok eserinde vurgulanmıştır. Dönemin başka yazarlarının da işledikleri bu konuya Aka Gündüz, sadece bakıp teşhirle yetinmez, sosyal dertlerin bütün toplum fertlerinin katılımıyla çözülmesi tekliflerini de getirir. Sonraki nesillere kalabilecek kadar iyi işlenmemiş de olsa, sosyal araştırmaların yetersiz kaldığı o günler için Aka Gündüz, adeta romanlarında sosyal taramalar yapmış ve belge niteliğinde eserler bırakmıştır. Bu eserlerin daima gazetelerde tefrikadan sonra kitap olarak basılmaları, onların geniş bir kitleye ulaşmasını da sağlamıştır.
Erkek egemen bir toplum düzenine karşı çıkan, kadın ile erkeğin her alanda eşitliğini savunan ve mağdur kadınların yeniden topluma kazandırılmalarını savunan Aka Gündüz'ün sadece yirmi üç romanı bu çalışmada incelenmiştir. Aka Gündüz'ün kadınlığın sorunlarını ele alırken savunduğu görüşlerle, günümüzdeki kadın araştırmalarında ortaya konan görüşler arasında paralellik de dikkat çekicidir.
Önsöz/ 7,
Aka Gündüz'ün hayatı ve Türk Edebiyatındaki yeri/ 13,
Romanlarındaki Kadın Kadrosu/ 33,
Mevcut kadın tipleri/ 34,
İdeal Kadın tipi/172,
Kadının Osmanlı Toplumundaki Yeri ve Buna İsyan/ 207,
Evlilik ve Dinî Nikah/ 208,
Kadın hakları/ 219,
Erkeklere Tavsiyeler/229,
Sonuç/ 233,
Kaynaklar/265,
Dizin/271
DERGAH YAYINLARI, 2007.
TÜRK EDEBİYATINDA DİRİJİZMİN KARAGÖZ PİYESLERİ BOYUTU
YARD. DOÇ. DR. SELÇUK ÇIKLA
- yazıyı okumak/ indirmek için
yazının devamına tıklayın -
Mehmet Kaplan, Şiir Tahlilleri’nin birinci cildinde, Namık Kemal’in Hürriyet Kasidesi’ni tahlil ederken şöyle bir değerlendirme yapar: “Sadece estetik güzelliğe dayanan ‘saf şiir’in yanında, bir de yaşadığımız hayat gibi kusurlu, noksan, fakat hayatla dolu olduğu için sevilen ve tesir eden bir ‘hayat şiiri’ bulunduğunu kabul etmek gerekir. Bu cins şiirler de ötekiler kadar nadirdir. Edebiyatımızda Namık Kemal’in bu şiiri ile mukayese edilebilecek bu cinsten, bir de Mehmet Akif’in İstiklâl Marşı vardır.” Bu değerlendirme M. Akif’in şiirlerinin çoğu için geçerli sayılabilir. Elbette hiçbir edebiyat eseri hayatla ilişkisiz değildir, fakat Modern Türk edebiyatında hayatı, hayatın diliyle ve bütün teferruatıyla şiirin konusu yapan ilk şairin Mehmet Akif olduğu kuşkusuzdur. Bu hükmü verirken M. Emin Yurdakul’u, Tevfik Fikret’i unutuyor değilim. Hatta aranırsa İsmail Safa’nın, Ali Ekrem’in şiirleri içerisinde de hayata dair sahneleri, olayları tasvir eden şiirler bulunabilir. Fakat Mehmet Akif’in şiirleri içerisinde bunlar aranıp bulunan örnekler değildir, onun şiirlerinin tamamına yakını hayatın diliyle “safahat-ı hayat”ı anlatır.
BEN NEYİM? /AHMED MİDHAT EFENDİ (ÖZLEM FEDAİ)
Elinizdeki kitap, gençlik yıllarında materyalist düşüncenin etkisi altında kalmış, çıkardığı Dağarcık mecmuasında materyalizmi savunan makaleler yazmasından ötürü Rodos'a sürgün edilmiş bir yazarın, Ahmet Midhat'ın düşüncelerindeki dönüşüm ifadesidir. Ahmet Midhat bu kitapla, maddenin, bütün dünyanın ve insan varlığının 'öz'ü olduğunu savunan, insanın vücudundan ayrılmasıyla varlığının da biteceğini idda eden materyalistlere sert bir cevap vermekle kalmaz, 'ruhun' anlamınada işaret eder.Maddi varlığımızın devamlı değişim ve dönüşüm halina olduğunu, vücudumuzu maddenin değil ruhun yarattığını ama vücudun özünde maddenin de olduğunu ileri süren Ahmed Midhad, bu maddeler vücudumuzdan ne kadar eksilirse, Tanrı'nın onları o oranda tamaladığını ifade ederek, evvelce sürgüne gönderilmesine sebep olan düşüncelerinde büyük bir dönüşüm yaşadığını göstermektedir. Eserin günümüz okurlarına da faydalı olacağını umuyoruz.
ŞULE YAYINLARI,2007.
İLMÎ ARAŞTIRMLAR,GÜZ 2007,S.24.
TÜRK EDEBİYATI, KASIM 2007, S.409
ÖZDEN SELENGE’NİN HİKÂYE DÜNYASI
PROF. DR. HÜLYA ARGUNŞAH
- yazıyı okumak/ indirmek için
yazının devamına tıklayın -
İslam medeniyeti dairesinden Batı medeniyeti dairesine geçişimizin resmi başlangıç belgesi olan Tanzimat Fermanı'nın ilanından sonraki dönem tarihçilerimiz tarafından Tanzimat devri olarak adlandırılmış, bu adlandırma daha sonra edebiyat tarihçilerince de benimsenmiştir. Bu yüzden Tanzimat'tan sonra gelişen Türk edebiyatı için Tanzimat dönemi Türk edebiyatı adlandırmasını kullanıyoruz. Dönemin yazarlarınca Türk edebiyatına yeni katılan bir tür olarak kabul edilen roman ve hikâye de bu edebiyatın bir parçasını oluşturmaktadır.
Tanzimat'tan önce de Türk edebiyatında manzum ve mensur bir anlatı geleneği elbette vardı. Modern veya Batılı hikâye ve roman ile geleneksel tahkiye tarzı arasında, bu ikisini tür olarak da birbirinden ayrı tutmamızı gerektirecek kadar belirgin farklar var mıdır? Tanzimat dönemi roman ve hikâyesini Batıdan da bazı etkiler alan, ama geleneksel anlatı tarzının devamı olan bir tür olarak mı kabul etmek gerekir yoksa bunlar farklı türler mi sayılmalıdır? Bu ve benzeri soruların tartışılması bu yazının çerçevesini zorlar. Ancak şu kadarını söyleyebiliriz ki, Tanzimat dönemi romancı veya hikâyecisi –yukarıda da işaret edildiği gibi-kendisini farklı bir türün temsilcisi saymaktadır