Yazar Admin, Kategori: Makale » Tez Arşivi

  
   Üniversitelerimizin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümlerinde yaptırılan Yüksek Lisans, Doktora, Doçentlik tezleri, Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araşatırmaları Merkezi tarafından tasnif edilmiş hali ile kullanıma açılmıştır. YÖK'ün tez veritabanının tasnif edilmiş hali olan bu çalışmanın ilgililerin işine yarayacağını düşünmekteyiz. Burada yapacağınız araştırma sonuçlarından hareketle YÖK'ün indirilmesine izin verdiği tezlere ulaşabilirsiniz.

 

   http://turkoloji.cu.edu.tr/tezler/tezler_list.php

  Tarih: 29 Kasım 2007   |   Görüntüleme: 1889   |   Yorumlar: 0

   Türkçülük hareketi içinde yer alan Aka Gündüz şiir, tiyatro, hikâye türlerini de denemiş olmakla birlikte, geçimini kalemiyle temin ettiği için zamanla popüler romanlara ağırlık vermiştir. Onun kitaplarını yazdığı tarihler Osmanlı Devleti'nin yıkılışı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu içine alır.
   Savaşların cephede ve cephe gerisinde yarattığı sarsıntıların mağdurları arasında kadınların tuttuğu yer, yazarın pek çok eserinde vurgulanmıştır. Dönemin başka yazarlarının da işledikleri bu konuya Aka Gündüz, sadece bakıp teşhirle yetinmez, sosyal dertlerin bütün toplum fertlerinin katılımıyla çözülmesi tekliflerini de getirir. Sonraki nesillere kalabilecek kadar iyi işlenmemiş de olsa, sosyal araştırmaların yetersiz kaldığı o günler için Aka Gündüz, adeta romanlarında sosyal taramalar yapmış ve belge niteliğinde eserler bırakmıştır. Bu eserlerin daima gazetelerde tefrikadan sonra kitap olarak basılmaları, onların geniş bir kitleye ulaşmasını da sağlamıştır.
   Erkek egemen bir toplum düzenine karşı çıkan, kadın ile erkeğin her alanda eşitliğini savunan ve mağdur kadınların yeniden topluma kazandırılmalarını savunan Aka Gündüz'ün sadece yirmi üç romanı bu çalışmada incelenmiştir. Aka Gündüz'ün kadınlığın sorunlarını ele alırken savunduğu görüşlerle, günümüzdeki kadın araştırmalarında ortaya konan görüşler arasında paralellik de dikkat çekicidir.

Önsöz/ 7,
Aka Gündüz'ün hayatı ve Türk Edebiyatındaki yeri/ 13,
Romanlarındaki Kadın Kadrosu/ 33,
Mevcut kadın tipleri/ 34,
İdeal Kadın tipi/172,
Kadının Osmanlı Toplumundaki Yeri ve Buna İsyan/ 207,
Evlilik ve Dinî Nikah/ 208,
Kadın hakları/ 219,
Erkeklere Tavsiyeler/229,
Sonuç/ 233,
Kaynaklar/265,
Dizin/271

DERGAH YAYINLARI, 2007.

  Tarih: 28 Kasım 2007   |   Görüntüleme: 58   |   Yorumlar: 0
Yazar Admin, Kategori: Teorik Yazılar, Diğer


TÜRK EDEBİYATINDA DİRİJİZMİN KARAGÖZ PİYESLERİ BOYUTU
YARD. DOÇ. DR. SELÇUK ÇIKLA
- yazıyı okumak/ indirmek için yazının devamına tıklayın -

  Tarih: 28 Kasım 2007   |   Görüntüleme: 79   |   Yorumlar: 0

   Mehmet Kaplan, Şiir Tahlilleri’nin birinci cildinde, Namık Kemal’in Hürriyet Kasidesi’ni tahlil ederken şöyle bir değerlendirme yapar: “Sadece estetik güzelliğe dayanan ‘saf şiir’in yanında, bir de yaşadığımız hayat gibi kusurlu, noksan, fakat hayatla dolu olduğu için sevilen ve tesir eden bir ‘hayat şiiri’ bulunduğunu kabul etmek gerekir. Bu cins şiirler de ötekiler kadar nadirdir. Edebiyatımızda Namık Kemal’in bu şiiri ile mukayese edilebilecek bu cinsten, bir de Mehmet Akif’in İstiklâl Marşı vardır.” Bu değerlendirme M. Akif’in şiirlerinin çoğu için geçerli sayılabilir. Elbette hiçbir edebiyat eseri hayatla ilişkisiz değildir, fakat Modern Türk edebiyatında hayatı, hayatın diliyle ve bütün teferruatıyla şiirin konusu yapan ilk şairin Mehmet Akif olduğu kuşkusuzdur. Bu hükmü verirken M. Emin Yurdakul’u, Tevfik Fikret’i unutuyor değilim. Hatta aranırsa İsmail Safa’nın, Ali Ekrem’in şiirleri içerisinde de hayata dair sahneleri, olayları tasvir eden şiirler bulunabilir. Fakat Mehmet Akif’in şiirleri içerisinde bunlar aranıp bulunan örnekler değildir, onun şiirlerinin tamamına yakını hayatın diliyle “safahat-ı hayat”ı anlatır.

  Tarih: 28 Kasım 2007   |   Görüntüleme: 214   |   Yorumlar: 0
Yazar Admin, Kategori: KİTAPLIK » Yeni Çıkanlar

BEN NEYİM? /AHMED MİDHAT EFENDİ (ÖZLEM FEDAİ)

Elinizdeki kitap, gençlik yıllarında materyalist düşüncenin etkisi altında kalmış, çıkardığı Dağarcık mecmuasında materyalizmi savunan makaleler yazmasından ötürü Rodos'a sürgün edilmiş bir yazarın, Ahmet Midhat'ın düşüncelerindeki dönüşüm ifadesidir. Ahmet Midhat bu kitapla, maddenin, bütün dünyanın ve insan varlığının 'öz'ü olduğunu savunan, insanın vücudundan ayrılmasıyla varlığının da biteceğini idda eden materyalistlere sert bir cevap vermekle kalmaz, 'ruhun' anlamınada işaret eder.Maddi varlığımızın devamlı değişim ve dönüşüm halina olduğunu, vücudumuzu maddenin değil ruhun yarattığını ama vücudun özünde maddenin de olduğunu ileri süren Ahmed Midhad, bu maddeler vücudumuzdan ne kadar eksilirse, Tanrı'nın onları o oranda tamaladığını ifade ederek, evvelce sürgüne gönderilmesine sebep olan düşüncelerinde büyük bir dönüşüm yaşadığını göstermektedir. Eserin günümüz okurlarına da faydalı olacağını umuyoruz. 
ŞULE YAYINLARI,2007.

  Tarih: 28 Kasım 2007   |   Görüntüleme: 27   |   Yorumlar: 0
Yazar Admin, Kategori: DERGİLER » İlmî Dergiler
İLMÎ ARAŞTIRMLAR,GÜZ 2007,S.24.
Ahmet Ağır,Medeniyetin Öncü Kahramanları: Robinson Crusoe ve Ahmet Celâl,7-22
Süer Eker,Türkçenin Ses Birimleri ve Belirgin Alt Sesbirimleri,23-42
Muhittin Eliaçık,Tayyarzade Ata’nın Mevleviliği ve Yorumlayışı,43-56
Hasan Ali Esir,XVIII. Yüzyıl Şairlerinden Tameşvarlı Naîmüddin ve Pend-nâme’si,57-78
Rıfat Günday,Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde Toplumsal-Kurumsal Eleştiri ve İroni,79-102
Mehmet Narlı,Ömer Seyfettin’den Cemal Şakar’a Öykü ve İroni,103-115
A. Nurmuhammedov (Çev. Yakup Sarıkaya),Kaşgarlı Mahmut’un Divanı’nda Aslî ve Uzun Ünlülerin Gösterilişi,117-128
Serkan Şen,Eski Türkçe’de Gök ile Yerin Adlandırılışında Renklere Dayalı Deyim Aktarmalarından Yararlanma ve ‘Kara’ Sözcüğünün Kökeni Üzerine,129-136
Gencay Zavotçu,Divan Şiiri’nde Hâl Dili,137-155
Erdal Şahin,Tuvacanın Sözvarlığı Eski Türkçe ve Moğolca Denkleriyle (tanıtma),157-159
  Tarih: 27 Kasım 2007   |   Görüntüleme: 32   |   Yorumlar: 0
Yazar Admin, Kategori: DERGİLER » Edebî Dergiler
TÜRK EDEBİYATI, KASIM 2007, S.409
Beşir Ayvazoğlu  "Lüferi Tanımayan İstanbullu Sayılmaz" 4
Evliya Çelebi  Evsaf-ı Dalyan-ı Kılıç Balığı 6
Refik Halit Karay  Balıkların Şiiri 12
Bahtiyar Aslan  Sait Faik'in Balıkları 14
Sait Faik  Dülger Balığının Ölümü'nden 16
Namık Açıkgöz  "O Mahiler ki Derya İçredir"Klasik Şiirde Balık İmajinasyonu 18
Ruşen Eşref Ünaydın  Ateş Balıkları 20
Ahmed Yüksel Özemre  Voli Çevirmek Eski Üsküdar'da Balıkçılık 24
Fatih Rıfkı Atay  Boğazda Balık Avı 27
Ümral Deveci  Balıkçı'nın Oltasından 'Focayı Ağlatan Onmaz' 30
Halikarnas Balıkçısı  Koca Orfos 32
Ali Şükrü Çoruk  Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey'in Gözüyle Eski İstanbul'da Balık Kültürü 36
-  Sultan Abdülaziz'in Balık Avı 38
Yusuf Akçay  Balık,İsmiyle Yenir 39
Galib Ataç  Balık Yemelisiniz 42
Fatih Kemik  Evliya Çelebi'ye Göre Hamsi 44
Hamamizade İhsan  İktibas/Edebiyat ve Mizahta Hamsi 46
Emre Ayvaz  Hamsiname 47
M.selim Gökçe  Ahmet Rasim Balıkçıda 49
Ahmet Rasim  Vay Lüfer Vay 50
Alaattin Karaca  Oltada İstanbul Sermet Muhtar'a Göre Boğazın Balıkları 52
Funda Özsoy Erdoğan  Krizantem İçimde Bir Yaradır/Hikaye 58
Mustafa Aydoğan  Bakınca/Şiir 59
Mehmet Aycı  Ayna/Şiir 63
Hülya Atakan  Zigetvar Tepesinde Tarihi Bir Geçit/Gezi 65
Madeleine Malraux  Kocam Andre Malraux 70
Alaattin Diker  Yeni Türkiye 72
-  Kırkambar 76
  Tarih: 18 Kasım 2007   |   Görüntüleme: 27   |   Yorumlar: 0


ÖZDEN SELENGE’NİN HİKÂYE DÜNYASI
PROF. DR. HÜLYA ARGUNŞAH
- yazıyı okumak/ indirmek için yazının devamına tıklayın -

  Tarih: 15 Kasım 2007   |   Görüntüleme: 93   |   Yorumlar: 0

   İslam medeniyeti dairesinden Batı medeniyeti dairesine geçişimizin resmi başlangıç belgesi olan Tanzimat Fermanı'nın ilanından sonraki dönem tarihçilerimiz tarafından Tanzimat devri olarak adlandırılmış, bu adlandırma daha sonra edebiyat tarihçilerince de benimsenmiştir. Bu yüzden Tanzimat'tan sonra gelişen Türk edebiyatı için Tanzimat dönemi Türk edebiyatı adlandırmasını kullanıyoruz. Dönemin yazarlarınca Türk edebiyatına yeni katılan bir tür olarak kabul edilen roman ve hikâye de bu edebiyatın bir parçasını oluşturmaktadır.
   Tanzimat'tan önce de Türk edebiyatında manzum ve mensur bir anlatı geleneği elbette vardı. Modern veya Batılı hikâye ve roman ile geleneksel tahkiye tarzı arasında, bu ikisini tür olarak da birbirinden ayrı tutmamızı gerektirecek kadar belirgin farklar var mıdır? Tanzimat dönemi roman ve hikâyesini Batıdan da bazı etkiler alan, ama geleneksel anlatı tarzının devamı olan bir tür olarak mı kabul etmek gerekir yoksa bunlar farklı türler mi sayılmalıdır? Bu ve benzeri soruların tartışılması bu yazının çerçevesini zorlar. Ancak şu kadarını söyleyebiliriz ki, Tanzimat dönemi romancı veya hikâyecisi –yukarıda da işaret edildiği gibi-kendisini farklı bir türün temsilcisi saymaktadır

  Tarih: 14 Kasım 2007   |   Görüntüleme: 362   |   Yorumlar: 0