İstanbul’un fethi, hangi yönden bakılırsa bakılsın, bizim medenileşme serüvenimizde yeni bir miladın başlangıcıdır. Toplumsal ve kültürel hayatımız fetih sonrasında yeni bir yapılanma sürecine girer. Bu durum, fethedilen İstanbul için de geçerlidir kuşkusuz. Fethedilmenin ezikliğini yaşatmadan fethettiğimiz İstanbul, diyebiliriz ki itibar kaybına uğramadan farklı bir medeniyetin mensubu olmuş; aynı zamanda fethedenleri fethetmiş bir şehirdir. Zaman içinde kazandığı itibardan olmalı ki, ‘şehir’ sıfatı yetersiz bulunmuş, İstanbul’u ‘şehirlerin ecesi’, ‘şehirlerin sultanı’ diye anmak adetten sayılmıştır. İstanbul’u böyle bir konuma getiren, kuşkusuz fetih sonrasında hayata geçirilen şehirleşme projesidir. İstanbul; coğrafyası, insanı ve kültürel zenginliğiyle gerçek anlamda bir ‘terkip’tir ve söz konusu projenin mantığını da yine bu ‘terkip’ gerçeği biçimlendirmektedir. Zaman içinde gündeme getirilen ‘Türk İstanbul’(Yahya Kemal) nitelemesi, terkip gerçeğine gölge düşürmez. Milliyetçi kaygıdan ziyade tarihi bir gerçeği zihinlere taşımak için kullanılan bu sıfatla, bir bakıma, İstanbul’a gerçek anlamda hizmet eden Türklerin hakkı teslim edilmek istenmiştir. Öyle olmalıdır; çünkü İstanbul’u, ‘köhne Bizans’ın sandukasından çıkarıp güzelleştirmek, onu hak ettiği konuma getirmek Türklere nasip olmuştur. Azınlıkta kalan aykırı seslere rağmen bu böyledir. Ayrıntıdan esasa geldiğimizde şunu söylemek mümkün: Osmanlının, İstanbul’a dönük çok özel ve anlamlı bir misyonu, bir beklentisi vardı. Bu beklentinin gerçekleşmesi için de ona dönük özel bir tasarrufun olması doğaldır.



Beşir Ayvazoğlu HASBIHAL




Yahya Kemal, Türk edebiyatı tarihindeki haklı yerini hiç şüphesiz şiirleriyle kazanmıştır. Ancak o, aynı zamanda iyi bir nasirdir. Kalemini nesrin hikâye, hatırat, deneme, makale, mektup gibi birçok alanında tecrübe eder. Bu yazıda onun bu cephesi üzerinde durulacak ve Siyasî Hikâyeler adlı kitabında toplanmış olan hikâye denemeleri değerlendirilecektir.
Beşir Ayvazoğlu HASBIHAL
SUNUŞ YA DA GEÇMİŞE BAKARKEN,5